17 Haziran 2015 Çarşamba

Demirel'e dair notlar



Süleyman Demirel, Türk "sağı"nın Gogol paltosudur. Yok, şapkasıdır.

Sağ siyasi figürleri Demirel’siz anlamak imkânsız değilse de çok zordur. Adnan Menderes dahil. Bugün sağ siyasal sahnedeki söylemlerin geçer akçesi olarak ‘Adnan Menderes’ banknotunun üstünde, tarihsel Menderes ya da Menderes gerçeği değil, Süleyman Demirel imzalı Menderes söylenceleri yatar. Celal Bayar’ın 1960 darbesi sonrası ‘yaşayan türbe’ olarak gördüğü fonksiyon da bir Demirel inşasıdır.
Su mühendisi demirel, sağ siyasal figürlerin, şişelerin ve içlerindeki suyun da mühendisidir. TC tarihinde etkili olan Abdülhamitçi fantaziler, Demirel’in yürüdüğü ipin altındaki ağdır.
Türkiye’deki sol düşmanlığı ve sağ olmayan her yaklaşımın ‘komünizm’ olarak adlandırılması yine bir Demirelci icattır.

İlkesiz sağ pragmatizmin babası da odur. Siyaseten canlı olduğu dönemde iki sınırı vardı; Necmettin Erbakan ile Alparslan Türkeş. Demirel’e karşı nispi özerklikleri vardı ikisinin de, ama o kadar. Erbakan kadar mukaddesatçı, Türkeş kadar milliyetçiydi. İkisinin politikalarını kendi uzun yürüyüşü boyunca kendi pragmatizmine koltuk değneği yapma yeteneği, biraz Özal tarafından etkili biçimde taklit edildi; Çiller, Mesut Yılmaz, İsmet Sezgin, Köksal Toptan gibi o şapkanın diğer mahsulleri ise etkisiz denemeler olarak kaldılar.
Son mirasçısı, Mehmet Ağar’ın ya da Mehmet Ali Bayar’ın sahip çıkmayı denediği terekenin son sahiplerinden biri, bizzat Recep Tayyip Erdoğan’dır. Erdoğan’ın ölçüsüz pragmatizmi, Erbakan ya da Özal değil, Demirel filigranı taşır. Seyrek olmayan biçimde Erdoğan’ın söyleminden akan ‘milliyetçi cephe’ ruhu, Demirel’in şapkasındaki tavşanlardan sadece biridir. Erdoğan’ın almadığı tereke bölümü de örneğin Abdullah Gül ya da Bülent Arınç tarafından kullanılmaktadır.
Demirel’in ve arkadaşlarının oylarıyla yollandığı darağacının altında ‘Türk ve Kürt halkları’ndan bahseden Deniz Gezmiş’ten 20 yıl sonra ‘Kürt realitesi’ni tanımasındaki kıvraklık, zamana yayılmış bir Erdoğan hamlesidir. Bugün Demirel’i de Deniz Gezmiş’i de hayırla ananlar kendi kendilerine tuhaf görünmüyorlarsa, Demirelci pragmatizmin ruhlara iyi nüfuz etmesindendir. Bu pragmatizm, Erdoğan düşmanlığının yol açtığı körlükle sarılınmış bir değnek gibi. Oysa bunu asıl piri, bizzat Erdoğan. Erdoğan’ın 12 Eylül idamlarına ağlayıp, idamı geri getirme arzusuna kapılması, az Demirelci değildir. Mezhepçilik yapıp karşısındakini mezhepçilikle suçlama adeti, muhalefette liberal  ve hatta liberter, iktidarda otoriter hatta totaliter eğilimlere yönelme Demirel’i anmadan anlaşılması kolay olmayan sağ hasletler arasındadır.
Demirel’i demokrat gösteren şey, tek başına iktidar şansını bulma konusundaki talihsizliğinden başka bir şey değildir.
Demirel de üç IMF programını tamamlama şansı bulabilseydi, az IMF düşmanı görünmezdi. ‘Karakollar şeffaf olacak’ dediğinde, faili meçhul ve3 gözaltında kayıpların standart yönetsel araçlara dönüşeceğini ilan etmiyordu elbet, ama her şeyi iki satırla kabul edip geçiştirmeyi de terekesine katmış oluyordu.
‘Devlet rutin dışına  çıkabilir’ sözünün sahibinin ardından yas tutup, MİT tırlarına laf söylemeye çalışanlar, Demirel’in şapkasını iyi bilmeyenler olabilir en çok.
Yas ilan edildi. Demek iktidar 28 Şubat günahını affetti Demirel’in? Yoksa bu da Demirelci bir hamle mi: Dün dündür… Belki de Erbakan’a değil Demirel’e borçlu olduğunu düşünüyor iktidar, kim bilir.
Babaydı. Devlet babacıydı. Baba devletçiydi. DGM'lerin babasıydı misal ki o DGM'leri en güzel Erdoğan dönemi kullandı; 100 değilse de 50 İstiklal Mahkemesi gücünde.

DGM'lerin
Lakabı Çoban Sülü idi, köy, kır oylarını derledi ama hep şehirlilerin politikalarını güttü, şapkası bunu hiç gizlemedi. HES’lerin babasıydı, misal...


NOT: DEVAM EDECEK

0 yorum:

Yorum Gönder