1 Haziran 2015 Pazartesi

Ticaretten siyasete giden gelin: Ali Babacan

Az konuşuyor. Hep tedirgin gibi. Sözlüdeki öğrenci sanabilirsiniz, az dalsanız. Siyasal bir hanenin efendi, vazifeşinas, saygılı küçük oğlu rolünde. Tedirginliği kontrollü ama. Güvensiz değil de kelimeleri tartar gibi. Kelimelerin kullanım değerini de mübadele değerini de iyi bilir. Dahası, arzu değerini bilir. O yüzden fazla harcamaz. Boşa harcamaz.
Cebinde iki cüzdanla geziyor. Aile geleneğiymiş. Biri giderse, biri kalır. Siyasal sahnede de ikili bir yanı var: Hem AK Parti hükümetlerinin hepsinin vazgeçilmezi, hem “iş dünyası”nın en güvendiği isim. Hem dünya sermayelerinin, denildiğine göre.


Siyasete gelin gitmek
Siyasete Abdullah Gül’ün “kazandırdıkları”ndan. “Babasından kız ister gibi istedik” diyor eski Cumhurbaşkanı onun için. Çıkrıkçılar yokuşunun işini bilen esnaflarından olan baba nazlandıysa, ticaretin siyasete üstünlüğüne inancındandır. Verdiyse, siyasetin ticaretine katacaklarındandır. Üretim sürecinin sermaye kanadından siyasete giden gelin, kesintisiz başlık parası getirmez mi hem? Tevdi edilmiş vazifenin sınırlarını aşmasını sağlayacak siyasal hırsları olsa, bir tür Abdullah Gül çıkard



ı içinden. Çıkmıyor, çünkü vazifesinden başka bir şey konulmamış oraya.
Yiğit Bulut’la rekabeti olduğu iddiası, gerçek bir bürokrat olması nedeniyle hep iddia kalacak. Anti-bürokratik bir bürokrat olarak Yiğit Bulut’un işi, sermayeye siyasetin öcüsüyle korku salmak. Fazlası değil. Bu yüzden Yiğit Bulut göklerde gezebilir, beklenmedik köşelerden çıkıp “Bööö” diye bağırabilir. Çünkü Bulut, üretimin içinde değil, üretim sürecini kontrol eden gücün yanında. Babacan ise üretimin içinde, uçağa bindiğinde bile yerdeki kâr silolarının yönünü izler. Kârların uçmasın onun uçmaması gerekir. İç sermayenin küresel temsilcisi, bir o kadar da küresel sermayenin müşteri temsilcisi.
Ahlak ve talimat
Babacan’ın yolsuzluk iddialarından beri oluşu, bireysel ahlakıyla ilişkili bir hal olarak övülüyor sağda solda. Dahası, ailesinin sermayesinin ve kendisinin içinden yetiştiği Çıkrıkçılar yokuşu ahlakına bağlanıyor bu hasleti. Esnaf ahlakı. Ahi geleneği. Oysa hizmet ettiği sermayenin güvenilir muhasebesi için bir ahlaka bağlılık değil, bir talimatlar setine sadakat gerekli. Bu ahlak da, hep birinci olan sermayenin altın çocuklarına yüklenen bir yazılım olarak, muhasebeyi doğru tutma borcundan fazlası demek değil.
Babacan hakkında, diğer iktidar simalarından çoğu hakkında olduğu türden güzellemeler, mitemler bulmak zor. Çünkü, sadece iç kabinede değil, dış kabinede, küresel kabinede. Sadece iç seçmene değil, dış seçmene de hitap eden bir figürin. Çıkrıkçılar yokuşunun tavlası değil, Batı çayırlarının golfü bu yüzden ona güzel. Küresel sermaye ile iç sermaye ilişkisinin menteşesi. Bir adaptör. Bir ara yüz. Bazen iç siyasete yönelik ağzından çıkan eleştiriler, içinde olduğu siyasal heyette kapı gıcırtısından fazla övgü ya da yergi almaz. İki damla finans kapital yağıyla kesilir gıcırtı zaten. Zaten iç seçmen, dış seçmenin baktığı göstergelere bakmaz. Dış seçmen kârla zararı bilir, iç seçmen açlıkla tokluğu. Göstergeler, açlara boş görünür. Duyulmaz. Anlaşılmaz.
Kabuğunu beğenmeyen civciv
Kemal Derviş’in gösterişsizi. Gösterişsizse, görünmesi gerekenler göstergelerdir, iyi bilir ve önüne geçmez.
Babacan’ın dahil olduğu kabinenin politikaları, Babacan’ın tozunu yutarak büyüdüğü Çıkrıkçılar yokuşuna pek yaramadı. Yokuş tenhalaştı. Ne gam, yeni büyük burjuvaziye intisap eden yeter miktarda (eser miktarda) esnaf çıktı oralardan ya, yeter. Bu iktidarın ana öyküsü de bu değil mi zaten: Eminönü’nün Mercan’ın, Denizli’nin, Kayseri’nin Konya’nın, Maraş’ın, Yozgat’ın … dışlanmış burjuvazisinin yükseliş öyküsü. Bakkaldan oy alıp AVM’yi yapana kaynak aktarmanın öyküsü.
Hayır, kabuğunu beğenmeyen civciv değil, öyle basit değil, kabuğunu yaldızlayıp konsolun üstüne koyan yeni burjuvazinin alıcı kuşu. Küresel yırtıcılardan artan pay, eski burjuvaziye yetiyordu da yenisine niye yetmesin? Yüzündeki durgunlukta, zaman zaman beliren hüzünde, belli belirsiz seçilen Çıkrıkçılar nostaljisi mi yatıyor? Nostalji de PR için gerekli duygusal finanstan başka ne ki?

Çıkrıkçılar Kasımpaşa’ya karşı
Doğrularında, Abdullah Gül doğruculuğunun bir çeşidi var. Aksi öne sürülemeyen, fakat söylenmiş olmaktan başka işe yaramayan doğrular. “Sanayiden kazanmadan borçla lüks yaşam sürmez” dedi yakınlarda. Kim diyebilir ki, sürer? Oysa, kendisine sağlamca yer eden borç rejiminin baş mimarlarından kendisi. Bu borçlanma-borçlandırma rejimiyle başka türlüsünün mümkün olmayacağını bilmez olur mu hiç? Eğitimine bakılırsa, bilir. Ama o eğitim de zaten bizzat o rejimin doğru dürüst yürümesi ve doğalmış gibi alınıp satılması için değil mi?
Babacan’ı “Gül hattı”nda görüp o hatta bel bağlayanların, Kasımpaşa kâbusundan kurtulmaları bir yana, beterine düşmeleri mukadder. Kasımpaşa kâbusu, borç rejiminin ayakta kalması ve topluma sürekli satılması için gerekli siyasal muhafızlığın ve gözbağcılığın bir gereği. Asıl kâbus borçtur, finanstır. Kasımpaşa tavrı, o kâbusu kabul etmenin bin bir yolundan biridir. Sadece biri.
Babacan’ın siyasi ılımlılığı, siyasette harcanamayacak kadar önemli bir bürokrat olmasındandır. Çıkrıkçıların kanının nasıl çekildiğini ondan iyi kimse bilemeyecektir, çünkü o kandan çıkarılan serumun dış satış mümessilidir.
Kervancı ile pehlivan
Çıkrıkçılar-Kasımpaşa dayanışması, Çıkrıkçılar-Kasımpaşa kapışmasına mı dönüyor? Ticaretin ruhu, ratio’su kârdır; artı bir lira kâr, “rasyonel”dir. Çıkrıkçılar buna bakar-idi. Kasımpaşa’nın ruhu, güçtür: Kârın, kâr edenin edenin korunacağı güç. İki ratio birbirini besledi, büyüttü, bugüne getirdi.
Bugün Kasımpaşa debdebeye yöneliyorsa, ruhu gereğidir: Birikmiş güç, sadece güç olarak görünmeyi arzular. Çıkrıkçılar tevazua selam çakıyorsa, artı bir liradan yeni bir artı bir lira elde etmekten başka yol bilmediği içindir. Bu kervancı-pehlivan diyalektiği, sonsuza kadar sürmez.

Güç ratiosu, kar ratiosunun önüne geçtiği yerde kapışma büyür. Gerçekten kapışmanın büyük olduğunu göreceğimiz zaman, Ali Babacan’ı göremeyeceğimiz zamandır. Bürokratlar savaşmazlar, ya cephe gerisindedirler ya da golf oynuyorlardır. Onlar, mütareke sözleşmeleri için ortaya çıkarlar en erken. Kemal Derviş gibi. Kemal Derviş’ten en önemli farkı, tenis değil golf sevmesi.


FilDergisi'nin Mayıs 2015 sayısında yayınlandı.
*
Bunlar da var:
Ebedi Üçüncü Adam: Bülent Arınç

Sahibini Terk Eden Gölge: Hakan Fidan

Öfke Belagatinin En İyi Güftecisi: Yalçın Akdoğan

Alim, Sultan ve Emanetçi: Bir Davutoğlu portresi

1 yorum:

Yorum Gönder