27 Mart 2014 Perşembe

Koro Kaçkınının Mektubu


Son aralık. Son mavi. Bir dalga. Anımsıyorum ben. Yalnız. Bir damla. Yiten
Tasarılarının ardında esmemiş bir fırtınanın
Büzülüp ufalan bir bulut, ağrılı bir iklim
Eksik kalmış yıkım hazırlığı

Hangisiydi?
Bir akarsu? Durgun. Yitirmiş kayalara özlemini
Bir bulut? Ferah. Yitirmiş toprağa özlemini
Asılı kalan, sonsuza ayarlı kayıtsız öğleden, çıkışsız akşamın alacasına

Bu kayık ve bu kürekle açıldım bu sulara. Yavan kutsallık ardımda onardı yalancı yaraları. Açısı beklenen söze ayarlı aynada dağ yalan, ağaç yalan, toprak yalandı.
Her şey bellekten daha hızlı aktı 
İnsanlar düşlerinden daha kısa yaşamlara fitken
Kendi dilimden çaldıklarımla kuytuya çekilip yalandım

Kıldan inceydi boynum. Babamın boynundan
Bundan seçildim terslendiğim tapınaklarına
Bundan yakıştı alnımdaki kına fişlerin teneşirine

Koştum. Aldım. Attım.

Atıldım, atıldığım bu sulara
Zilden zile genişledi kuyu
Zilden zile kirecine battım

Kanlı kütüklerden bir terasta dinleniyordu
Bana şarkılar ezberleterek baltacılar
Baltayla kütük arasında çok boyun bıraktım

Mıhladım bakışlarımı işaret parmağının erimine
Ses verdim kibirli korosuna ihanetin
(Bir ihanetten bir ihanete emanettim)
Kendimi taşladım taşlaşana kadar çocukluğum

Övüldü adımlarım okşandı sırtım yılanca parmaklarla
Başlar yukarı, göğüs ileri, kendi adımlarımla ezildim
Gördüm bronz heykellerin göz kırpışında
Hutbelerinin denediği sırıtışı
Gördüm. Kemerime taktıkları kırbacın
Mümkünsüzdür aklanışı

Dönüyorum 
Parmak izlerimde bir cehennem
Büyüyen yere. Benim için. Ellerim için
Gözyaşlarıyla köklerinin kuruduğu
Saçlarımda dallarını taşıdığım ağacın



0 yorum:

Yorum Gönder