23 Aralık 2012 Pazar

Yine Maraş’tan bir haber geldi


Kahramanmaraş Valiliği, 
yine Maraş olaylarının 
anılmasına ve elbette 
lanetlenmesine engel oldu.



Kahramanmaraş’tan bir haber, rutin: Maraş katliamının anması bu yıl da yasak. Kim yasaklar? Vali. Maraş katliamı konusunda pek sevilen bir “piyangocular, karanlık kişiler” öyküsü anlatılır. Devlet de bu öyküye inanmış görünür. Peki madem karanlık kişilerdi bunu yapanlar, bu karanlık kişileri lanetlemek ve mazlumları anmak için Maraş’a gelenlere neden izin verilmez? Cevabı beraber arayalım.
Maraş sadece 1978’in 19 Aralık’ında başlayıp 24 Aralık’ında biten o kanlı beş günden ibaret değil. Evveliyatı var. 11 yıl öncesine gidelim, 1967 Elbistan’ına: Aşık Mahzuni Şerif, memleketinde konser verecektir. Alevilerin can korkusuyla bir yaşam biçimi haline getirdiği kapanmanın yavaş yavaş kırılmaya, gizlenmenin yerini yerine ortaya çıkmaya, kapanmanın yerini açılmaya bıraktığı zamanlar. Konserde Mahzuni ünlü “Yuh yuh” şarkısını söylemektedir:

“Yuh yuh soyanlara
Soyup kaçıp doyanlara
İnsanlara kıyanlara
Yuh nefsine uyanlara ”


‘DIŞARDAN GELEN GRUPLAR’
Üstlerine alınanlar mı olur, yoksa zaten önceden alınıp mı gelmişlerdir bilinmez, “dışardan” gelmiş bir grup konseri karıştırmaya çalışır. Konser ve gecesi gergin geçer. Sabah felaket başlar. Yine o “dışardan” geldiği söylenen gruplar, pek de dışardan olmayan başka gruplarla birleşerek çarşı pazarda, yolda yolakta insanlara, işyerlerine, evlere girişirler. En çok duyulan söz: “Vurun Kızılbaşlara!” 65 kişi dövülerek yaralanır, 20 kadar işyeri tahrip edilir.
Büyük acıların yanında “hafif” görünür bu olay, oysa form küçüğünde de büyüğünde de hep aynıdır: Birkaç “karanlık” kişi, yeterli miktarda yerli destek ve bazı yöneticilerin tuhaf davranışları. Örneğin Elbistan saldırılarında belediye başkanı “karanlık saldırganlar ve derlediği gruplar”la hayli dostane ilişkiler içindedir. Jandarma komutanı bu göz dönmüş grupları durdurmak için “kahramanlarım” hitabını kullanacaktır. Çok tanıdık değil mi?

KOPYA SALDIRILAR
Hayli tanıdık. Alevileri açıkça hedef alan ve “güvenlik güçleri”nin engellemek yerine ortadan toz olmayı kalanın da pasif durmayı seçtiği saldırı türlerinden biri Elbistan saldırısı. Bugünden ya da o günden geriye baktığımızda 6-7 Eylül ve Trakya pogromlarının bir kopyasıdır. Bu kopya ve organize saldırganlık formu, 11 yıl sonra 19 Aralık 1978’de Maraş’ta bir katliama dönüşür. Orada da form aynıdır: Bir yerlerden çıkıp gelen “karanlık kişi”ler, onları sevine sevine takip eden “yerli”, yani tanıdık, yani kurbanların komşuları, hemşerileri, bu birleşik güruhları çirkin sanatlarını icra ederken ortadan toz olan anlı şanlı “güvenlik” güçleri. Elbistan’ın ardından 1970’lerde Sivas, Çorum, Tokat ve Malatya’da Alevilere yönelik saldırılardaki “Öldüren/vuran cennetliktir” motifi, saldırgan güruhlar ve onların örgütleyicileri açısından Alevilerin Hıristiyan ya da Yahudi azınlık mensubu yurttaşların algılandığı gibi algılandığını ortaya koyar. Elbistan bu bakımdan eski “azınlık düşmanlığı”yla 1970’lerin sol yükselişi içinde yeniden şekillenen Alevi düşmanlığının birleştiği yerdir. Elbistan-Maraş olay dizisinde, bölge Alevilerinin zenginleşme sürecine işaret eden çalışmalar da var, yani Elbistan pamuğunun yarattığı zenginliğe ki bu da daha önceki pogromların taşıdığı ekonomik boyutu da açıklar: 1934’te Yahudi yurttaşlar, 6-7 Eylül’de tüm (Lozan tanımına uygun) azınlıkların kovulmasına yönelik iştahın altında, ekonomik bir saik de vardır. Özenle kışkırtılıp yönlendirilen grupların en derin saiki ganimet motifidir.

İKİ RESMİ TEORİ
“Maraş aydınlansın” talebine verilen resmi yanıtın iki yanı var: İlki, 12 Eylül iddianamesine de girdiği haliyle “ülkeyi karıştırarak çıkar elde etmek isteyen habis güçler”, ikincisi “ülkeyi karıştırarak güzel düzenimizi bozmak isteyen habis güçler.”
İlk teori bugünün resmi söylemine çok yakın, işte Ergenekon, darbeci ordu, vesayet, devlet çeteleri filan yaptı bu işi der; komşusunu, hemşerisini boğazlayacak kadar gözü dönmüş sayısız kitleleleri görmezden gelir. İkincisi, aslında ilkinin savunmasıdır: Darbe filan için yapmadık, devleti devirmek isteyenler yaptı, biz de sonradan duruma vaziyet ettik.
İki teorinin sahipleri de iktidarı ellerinde tuttukları dönemlerde aynı şeyi yaptılar: Ne gerçek bir yargılama gördük, ne o karanlıkları aydınlatacak gerçek bir araştırma ve ne de olayları anacak, şiddetin bir daha böyle sokakta, çarşıda, pazarda komşunun komşunun hanesine, boğazına çökmemesi için gerekli tedbirleri alacak bir aklın öne çıkmasına izin verdik. “Teorime inan, konuyu kaşıma” yollu çıkışmalardan başkasını görmedik hiç.
Nihayet, bu yıl da Maraş’ı anmak yasaklandı. Yine geçen yıl olduğu gibi kente bile girilemeyecek muhtemelen. Seyahat özgürlüğü var ya, il sınırına kadar gider, oradan dönüverirsiniz. İller, ilçeler, beldeler devletin ve valilerinindir. Valiler de illerine istediğini alır, istediğini almaz. Biz de buna seyahat, yerleşme, örgütlenme ve gösteri hakkı denir. İleri demokrasilerde haklar kullanılmaz, konuşulur en fazla.

KAPIYI KAPATAN EL
Maraş’a, Maraş’ı anmak isteyenleri almıyorsanız, ne yapmış olursunuz? Bu ağır zulmü ve zulmün tarihini ve arkasında yatan hakikati hatırlamak istememiş olursunuz. O hakikatle ortaklığınız yoksa, o hakikatin bir parçası değilseniz, o hakikatin size bir yararı olmamışsa, o hakikatin yaratacağı sonuçları ilerde de elde etmek istemiyorsanız, niye hatırlamak istemeyesiniz? Anmak isteyenler, bir daha olmasın istiyorlar, o yüzden de unutulmasın istiyorlar. Tıpkı Almanya’da yerel yöneticilerin de merkez otoritelerinin de Solingen’i anmak için seferber olması gibi. Tıpkı Alman halkının Solingen’i anmak ve katilleri lanetlemek için yola çıkanları yalnız bırakmaması gibi.
Uzattık, kısası şu aslında: Maraş il kapılarını kapatma kararı, Maraş katliamına giden yolları kapatmama kararıdır. Ne “devlet”le ilişkisi meçhul karanlık kişilerin ortaya çıkarılması, ne komşusunu öldüren zihniyetin deşifre edilip lanetlenmesini istemeyendir o kapıları açmayan. Maraş o kapıları kapatmakla kapanacak bir yara değil. Kapıları açmamak, sadece kapıyı tutan eli tanımamıza yarar, başka bir şeye değil.
 (21 Aralık 2012 cuma, Radikal internet)

0 yorum:

Yorum Gönder