12 Aralık 2012 Çarşamba

Kürt kökenli kardeş nöbete!


Kürt halkının 
‘terör örgütüne karşı dimdik durması’nı 
istemek, ‘halkla örgütü ayırıyoruz’ 
söyleminin resmen sonunu ilan etmektir. 

ALİ TOPUZ
Başbakan Erdoğan nöbet yazdı. AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları’nın geçen hafta yapılan toplantısındaki hitabesiyle, “Kürt kardeşler”ine, “terör örgütüne karşı dimdik durma” nöbeti.
Şöyle:
“Şimdi benim Kürt kardeşim soruyor, ya ne istiyorsun kardeşim, onu söyle? Bırak sen şu bölücü terör örgütünün ağzını, bırak sen onların siyasi temsilcilerinin ağzını, sana yapılmayan ne var ya, bunu söyle. Batıda olup da sende olmayan ne var? İstihdam diyorsan onun vebali sende. Niye? Çünkü sen girişimcinin, yatırımcının Güneydoğu’ya, Doğu’ya gelmesine katkıda bulunacaksın değerli kardeşim. Niye? Bölücü terör örgütünün karşısına sen de dikileceksin, dimdik duracaksın, bak oraya o zaman girişimci nasıl geliyor, orada yatırım yapmaya nasıl başlıyor.”

Konuşmadaki yarı paylayan tonu, Başbakanımızın belagatinin vazgeçilmezi sayarak üstünde durmayalım, içerikteki meselelere geçelim. Kürt illerinde istihdam mı yok? Vebali Kürt kardeşlerin. Niye? Çünkü yatırımcının gelmesini önemsememiş, “bölücü terör örgütünün karşısına” dimdik dikilmemiş.

Kürt illerinin yoksulluğu, yatırımsızlığı, başta eski başbakanlardan Bülent Ecevit olmak üzere, “Kürt sorunu”nun sebebi sayılmıştı. Kürt sorununun aslen ekonomik olduğu fikrine dayanan bu tez, “Kürt olarak kalma” talebini, yani asimilasyona, inkâra ve imhaya, özetle de-nasyonalizasyona direnme iradesini görmezden geliyor, sorunu ekonomiye bağlayarak devlet politikalarının vahim yanını aklileştiriyordu.
Başbakan Erdoğan’ın nutkunda bu teori zımnen kabul edilmekle kalmıyor, bir de çevriliyor: Ekonominin geri kalmış olmasının sebebini terör olarak gösteriliyor. İktidara gelmeden programına, “terörün bir sonuç olduğunu biliyoruz” mealinde maddeler yazdıran parti için 10 yılda bu yer değişikliği, bu ters dönüş hayli dersler içeriyor. En önemli ders, devletleşen partilerin vaktiyle itiraz ettikleri devletlu uygulamalara dört elle sarılmaları.
Fakat nutuktaki asıl önemli yer bu değil, bunun da hazırladığı bir başka ciddi sorun var. Partiler, “sorun”ları saptayıp, “çözüm”leri önererek var olur. İktidara gelmiş partilerden beklenen, çözümleri sorunu bizzat yaşayan halka havale etmek değil, çözümleri uygulamaktır. Oysa Başbakan Erdoğan bu nutkunda “Kürt kardeşleri”, “terör örgütüne karşı dimdik durmaya” çağırdı.
Kastı nedir bilmek zor, “PKK yandaşı olmadığını” AK Parti’ye oy vererek gösteren Kürtler yetmiyor anlaşılan; BDP’ye daha az oy vermeleri de isteniyor “uzantıları” sözüyle. Peki hangi yüzdeyle kime oy verirse Kürtler hükümetin gözüne girecek? Bilmek zor. Belki açıklanır yakında, kim bilir!
Karşısında durma”dan kastı anlamak daha da zor. Dağa çıkıp çocuklarının kulaklarından tutup geri getirmeleri mi isteniyor? Cenazelerini gömmemeleri mi isteniyor? Hedef korucu sayısını mı artırmak? Yoksa koruculuğa filan girmeden, kendiliğinden PKK karşıtı milislere mi dönüşmeli Kürtler, o ünlü “yatırımcı” gönderilsin diye? Anlamak zor.
Anlama zorluğu bir yana, bunun sonuçları çok tehlikeli:
Çünkü, “yatırım gelmemesi”nin sorumlusu sayılmıyor sadece “Kürt kardeş” burada, doğrudan “terör”den de sorumlu tutuluyor. “PKK başka Kürt halkı başka. PKK Kürt halkının temsilcisi değil” türü cümlelerin sayısız varyantını dinledik, buysa bir adımdan fazla ileri gidiyor: Sen terörün karşısında durmuyorsun,  o yüzden de yatırımcı gelmiyor diyor. Tehlike şurada ki, “Kürt olmayan” yurttaşlara, “Kürt kökenli kardeşleri”nin terörden sorumlu olduğu ilan ediliyor. Bu çatışmayı bitirecek gücü ve yetkiyi elinde tutan iktidarın, “terör örgütünden her zaman ayırdığı” halkı, terörden sorumlu olarak yurttaşların geri kalanına işaret etmesi, elde kaldığı kadarıyla “toplumsal barış”ın güçlenmesine yardım edebilir mi? 
(11 Aralık 2012, Radikal)

0 yorum:

Yorum Gönder