28 Aralık 2012 Cuma

49'larla başlayan 50 yılın öyküsü


Şerafettin Elçi'nin 
49'larla başlayan politik 
öyküsü, Kürtlerin hak taleplerine 
hep verilen cevabın öyküsüdür: 
Baskı, hapis, sürgün, işkence, kurşun... 

Malum, Şerafettin Elçi 1979’da, “Ben de bir Kürdüm” dediği için 2 yıl altı ay hapis yattı. CHP’nin bakanıydı. Yönetim sivillerdeydi, 12 Eylül’e beş vardı. Fakat öykü burada başlamaz.
Şerafettin bey hukuk fakültesi ikinci sınıf öğrencisiyken 1959’da tutuklanır, 49 kişiyle birlikte. Bütün operasyonun sebebi olarak da Musa Anter’in Kürtçe siyaseti hicvettiği metindeki “Kımıl” şiiri gösterilir. Şiirde bir şey söylendiğinden değil, Kürtçe olduğundan. Yönetim sivillerdeydi, 27 mayıs darbesine beş vardı. Olayın adından acı bir ayrıntı: Bir kişi, Siirtli M. Emin Batu gözaltındayken can verdi. O yüzden vaka ‘50’ler” değil, “49’lar” diyoruz. Ölenin hesaptan kolay düşüldüğü bir tarihtir Kürt tarihi.


DİLSİZLİK SONA ERERKEN

49’lar içinde yaşını başını almış kişiler de vardı ama çoğunluk genç ve öğrenciydi: Sonradan politik faaliyetleri kadar, Kürt tarihi ve kültürü üzerine araştırmalarıyla öne çıkan Dr. Naci Kutlay. Vakanın en önemli kaynakları arasındaki 49’lar kitabının yazarı Yavuz Çamlıbel. 1990’larda aktif politik rol üstlenen Yaşar Kaya. Dr. Şivan lakaplı Sait Kırmızıtoprak, Medet Serhat. Levazım binbaşı Şevket Turan, fabrikatör Örfi Akkoyunlu, mağaza sahibi Ferit Bilen. Diyarbakır, İleri Yurt gazetesinin sahibi ve Güven gazetesinin ortağı Abdurrahman Efem Dolak, elbette Musa Anter.
27 Mayıs darbesine maruz kalanlarla darbenin faillerinin birleştiği yer bu dava, ya da ‘Kürt sorunu’ olur: İlkinin hedefi (Elçi’nin doğum yılı da olan ) Dersim 1938’den beri dilsizleşen Kürtlerin içinden yetişen yeni nesil aydınları susturmaktır. Bin bir medya iftirası ve “Asalım, ezelim” davulları eşliğinde, 50 Kürt aydını tutuklanır. Binden fazla kişinin asılması bile düşünülmüştür de, rivayete göre “6-7 Eylül’le yeterince rezil olduk, ılımlı gidelim” telkiniyle zulüm ölçeği düşmüştür. 49’lar için devreye sokulan ceza maddeleri darağacını gösterir; 24’ü için idam istenir. Demokrat Parti, Mustafa Muğlalı’yı hapsettirerek girdiği en azından “Kürt düşmanlığı yapmama” çizgisinin tam karşı yakasındadır artık.

UNUTULAN KARANLIK YÜZ

Darbeciler DP için darağaçlarını hazırlarken bir af çıkarır, politik Kürtler hariç: 49’lar askeri cezaevinde kalır. Üstüne, Kürt toplumunun geleneksel yapısının ‘önde gelenleri’ kampa alınır. Varlık Vergisi’yle şahit olduğumuz 2. Dünya Savaşı konjonktürünün ve olağanüstü hal devletinin tanımlayıcı öğelerinden kamp, o çok demokrasi getirdiği söylenen darbenin az konuşulan karanlık yüzüdür.
Darbeci 27 Mayısçılarla mağdur DP’lilerin bu birbirileriyle kanlı bıçaklı oldukları dönemde bile kurmayı ihmal etmedikleri devamlılık ilişkisi, “Kürt sorunu” diye bugün tartıştığımız şeyin yarım asırlık genetiğini verir. Demokrat Parti yeni nesil genç aydınlara hayatı zindan etme kararını uygulamaya koyarken, darbeciler geleneksel yapının devlete itaat ve Kürtlüğü inkâr temelinde teslim alınmasını bu uygulamaya ekler. Burada da “Sömürgen ağa şeyh” ideolojik fon olarak kullanılacaktır.

KURŞUNDAN BAŞKA CEVAP İÇİN

İşte Şerafettin Elçi’nin “Ben Kürt’üm” dediği için başına gelenler, gencecik bir öğrenciyken “atlattığı” 49’lar vartasının bir tekrarıdır. Tekerrürün sebebi bu sefer Kürtçe değil ama birinin “Ben Kürt’üm” demesidir. 12 Eylül cuntası Elçi’yi 30 ay hapiste tutar; bununla da kalmaz, 27 Mayıs’çıların Sivas kampının bir benzerini, Diyarbakır Cezaevi’ni üretir: Adı cezaevidir ama bu gerçekte en son dünyanın Guantanamo’da gördüğü “olağanüstü hal aklı”nın zulüm enstrümanı olan kamptır.
Elçi, “Biz çözüm için konuşabileceğiniz son nesiliz” derken, 49’lar vakasıyla ezilmek istenen bir neslin temsilcisi olarak söz alıyordu; onlar, “Kürt vardır, Kürtçe vardır, Kürt ulusu vardır” demenin cevabını hapis, sürgün, işkence ve kurşun olarak aldı. Bir “çözüm” olacaksa, bugün aynı varlığın hak talebplerine verilecek cevapla olacaktır. Bir cevap da, Bernhard Waldanfels’in dediği gibi, konuşmayla, nutukla değil, dinlemeyle başlar, daima. (27 Aralık 2012, Radikal) 

0 yorum:

Yorum Gönder