7 Aralık 2012 Cuma

Ölen ölür, kalan kârlar bizimdir!



İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi kayıtları şöyle:

Kasım ayında en az (yani saptanabilen) 82 işçi hayatını kaybetti.

En çok kayıp inşaatta. 36 işçi ölmüş. Şahlanan sektörü ya memleketin, zenginliğin kaynağı ya, kayıtlara geçmiş 36 işçinin payına ölüm düşmüş bu ahlaksız zenginleşmenin motor sektöründe.

Maden ve metal işlerinde 20 işçi can vermiş.

Tarım, çimento-cam ve enerjide dörder, ağaç, nakliye ve haberleşme sektörlerinde ikişer, gıda, deri, tersane, büro, sağlık, konaklama ve belediye sektörlerinde birer işti.

Bu ölümlerin “kaza” olarak nitelenecek hiçbir yanı yok. “Bunlar cinayettir” diyenler yerden göğe haklı. Hiçbir metafor yok bu sözde, düpedüz cinayet, misal:


Çorum’dan bir haber: 52 yaşındaki Recep Cırıl, 22 yaşındaki oğlu Adem Cırıl ve akrabaları 23 yaşındaki Ahmet Tiryaki ile 18 yaşındaki Mustafa Bayrak, yattıkları konteynerde sabah ölü bulundular. Çünkü konteynerde insanın yaşayacağı kadar hava bile yoktu, olanı da zehirliydi.



BARBARLIK YOLU

Rosa Luxemburg, kapitalizmden çıkışın sadece iki yolu olduğunu söylemişti: Ya sosyalizm, ya barbarlık.
“Sosyalizm bitti, çöktü” filan nutukları çekenlerin, kitapları döşenenlerin, akılları satanların barbarlığı serbest rekabetin erdemleri filan süsüyle kader olarak önermelerinin sebebi, barbarlıktan temin ettikleri geçimden fazlası değildir.

Türkiye kapitalizme giriş yolu olarak barbarlığı seçmiş durumda, hem yol hem de kapı olarak. O yüzden içerde yeterince hava yok. Olsaydı, aramızdan bazılarının konteynerde zehirli havayla öldürüldüğünü duyduğumuzda, her şeyin aynen devam etmesini kabullenmemiz böyle kolay mümkün olmazdı.

Yılbaşından bu yana çünkü günde en az iki (yani bilebildiğimiz, çünkü çok az kişi bilmek istiyor bunu ve biz onların çalışmalarıyla bir şeyler öğrenebiliyoruz. Devlet hiç bilmek istemiyor zaten, onun bilmek istediği rakamlar pek canla, hayatla, tabiatla ilgili değil) işçi ölüyor; bazı günler bu beşe, ona çıkıyor.

Bu ölümlerin hiçbiri kabul edilebilir, “kaza” denilebilir gibi değil; süs olsun diye, belki soran olur da durumu savuştururuz diye bile tedbir yok ortada: Konteynerde işçi boğdurma kaza olur muymuş? Çadırda uyurken işçi yakma kaza olur muymuş? Üstüne 300 tonluk kapak koyma kaza olur muymuş? Baraj sularında boğdurma kaza olur muymuş? Çürük pencere pervazından aşağıya uçurma kaza olur muymuş?



Başka rakamlara bakalım, devletlu iktisatçıların, politikacıların pek beğendiği güzel rakamlara:

“EKONOMİ”DE BİR SEVİNÇ BİR SEVİNÇ

Borsa tarihi rekor kırdı. Şirketlerin piyasa değeri 527.3 milyar liraya ulaştı.

En değerli üç şirket, üç banka ve toplam değerleri 100 milyar.

Borsada piyasa değeri 10 milyarı aşan şirket sayısı 14, 20 milyar lirayı aşan şirket sayısı 9’a çıktı.

**

ÖLÜM VE KÂR


Ne diyor bize bu “sayılar”?


Ölen ölür, kalan kârlar bizimdir. Zaten ölen ölmeseydi de o kârlar bizim olacaktı.

Tatlı gelecek hayalleri ya da tamamen uydurma, şişirilmiş geçmiş nostaljileriyle dolu, öfkeli ve saldırgan nutukların boğduğu şey de işte bu ölümlerle bu kâr rakamları arasındaki bağdır; o bağı algılayacak akıldır.

Kapitalizmin barbarlığı kendisini sadece ayrılık, yoksulluk ve ölümü pay olarak toplumun en geniş kesimlerine sunmasıyla göstermiyor, bekçilerinin söyleminin içinde de seçebiliriz onu: Muhteşem Yüzyıl’la ilgili tartışma efendilerin atavizmi, 2023, 2071 filan gibi hedefler de zerk edilmek istenen gelecek tapıncıdır.

Bugünkü paylaşımdaki laneti gizlemenin en iyi yolu bu çünkü: Bugünün kayıplarını, ölülerini, acılarını ya geçmişe, ya geleceğe baktırarak saklarsınız en iyi; en iyi ikisini birden yaparak saklarsınız.
Kapitalistler, dünyanın neresinde, ne zaman hangi dinsel masalı anlattılarsa, hepsinde asıl gizlenen bu kendi iç paganizmiydi, pek de gizlemediği barbarizminin yegane dini.

0 yorum:

Yorum Gönder