8 Mart 2013 Cuma

Şu fakir Kürtçe!


Beyefendi, bir çevirmenler derneğinin başında. Çeviri, şu zor iş. Şu birbirinden zorlu “iki efendiye hizmet” işi. Babil’den beri insanın insanla anlaşması için yapılan iş. Çevirmen, o zor işi yapan kişi. Bir tür çevirmenbaşı beyefendi, diyor ki, “Kürtçe hukuki talepler dile getirilemez, Türkçeye çevrilemez.”
Hani, sözde, yargı huzurunda Kürtçe savunma imkânı girdi ya kanunlarına Türkiye Cumhuriyeti’nin. Hani sözde demokratikleşme, ilerleme filan adımı ya bu. Başçevirmen beyefendi girmiş araya, “bu dille hukuki taleplerin dile getirilemeyeceğini” dile getirmiş.
Kişisel cehaletini dile vurmuyor hayır. Kürtçe konusundaki cehaletini de, Türkçe konusundaki cehaletini de, dil konusundaki cehaletini de. Cahil kişi, boş kişi, böyle saçmalayamaz. Böyle saçmalayabilmek için dolmak lazım. Dolu olmak. Doldurulmuş olmak. O, Kürtçeye ve Kürtlere yönelik devlet tedrisatının meyvelerini masaya koyuyor. Devlet tedrisatı ve onun hem öğrencisi hem baş yardımcısı medyadan akıtılan acı, tatlı ama hep zehirli sulardan dolanı koyuyor masaya. Yerseniz.


Beyefendinin lafları şöyle: "Bu dilleri kullananlar, kelime dağarcığı olmayan yalın yığma günlük dil olmalarına rağmen birbirleri ile anlaşamamaktadırlar. Bunlar, Kurmançi, Zazaki ve Sorani’dir. Bu durumda ’hangi Kürtçe’ diye bir soru da doğal olarak akla gelmektedir. Bu yığma kelimelerden oluşan dillerin hukuk ve akademik tercüme yapması olağan gözükmemektedir. Kelime haznesi en zengin olan Kurmançi’de bile, ünlü Alman Filolog Marr’ın tespitine göre sadece 4 bin kelime civarındadır. Bu yığma kelimelerin oluşturduğu dillerin gramatik kuralları ise Kurmançi’de Arapça dilbilgisi kurallarına, Sorani’de Farsça ve Zazaki’de ise Türkçe’den (Kadim Türkmence) tamamlanmaktadır." 
(“Hukuk ve akademik tercüme” lafını duyanlar da Türkiye Cumhuriyeti ceza mahkemelerinin hukuk ve akademik faaliyetlerin şahikasını oluşturduğunu sanır. Neyse.)
Bu Kürdoloji, devletin Kürdolojisidir. Hayır, üniversitelerden söz etmiyoruz, o da olabilirdi ama… Bu ekolün, yargısal Kürdolojinin babası, 12 Mart darbesinin şöhretli başsavcılardan Baki Tuğ’dur. Yani bu Kürdoloji, devletin Kürdolojisidir. Bu bey sivil olduğu için, “30 orijinal, diğerleri Arapça, Farsça, Türkçeden geçmiş” kelimeden oluşmuştur demiyor, “Alman profesör”ün de desteğiyle çok kadirşinas davranıyor, 4 bine çıkarmış. 40 yılda iyi gelişme! "Yığma kelime"ler öyle pazarda satılıyor, malum! Gidip alıp yığıyorsunuz, çıkarıp kullanıyorsunuz, artık karşınızdaki ne anlarsa! 
Merhum Musa Anter, savcıların “30 kelime”sine karşı şu savunmayı yapmıştı, malum: “Bahçemde tavuklar var. Onlar bile günde 30’dan fazla değişik ses kullanıyor” demişti. Apê Musa, doğru yere işaret etmişti, “30 kelime” diyenin aklındakini doğru okumuş, ortaya koymuştu: Bu söylem, Kürtçenin oradan buradan kelimelerden yığma bir dil olduğu, birbirilerini bile anlayamadıkları teranelerine dayalı söylem, Kürtlerin “yığma olmayan, birbirini anlayan” toplumlarda göre daha az insan olduğunu söylemenin bir biçimiydi. Çok bildik, çok ünlü ırkçılık taksonomisidir bu: Aşağılanmak, dışlanmak, haklarından, hukuklarından mahrum bırakılmak istenenlerin o kadar da insan olmadığını göstermek gerekir önce herkese. “Kürtçe de bizim konuştuğumuz dil gibi bir dil. Güzel bir dil. Milyonlarca kişi kadimden beri konuşageldi, anlaşageldi o dilde. Bugün de konuşuyor. Ama biz ırkçıyız, bu dili yok etmemiz, o Kürtlerden Türk çıkarmamız lazım” denilecek değil ya! (Gerçi denilmiş işte: Milliyet Gazetesi’ndeki 12 Mart dizisinde var, istihbarat teşkilatının başındaki kişi, hükümetin başındaki kişiye rapor vermiş: Tehciri anayasaya koyalım, Kürtlerin Türk olduğunu herkese gösterelim diye, ama gizlice demiş, öyle ulu orta değil. Linki burada: http://gundem.milliyet.com.tr/12-mart-in-gizli-tarihi-mit-ten-hukumete-kritik-oneri-kurtleri-tehcir-edin/gundem/gundemdetay/08.03.2013/1677718/default.htm.) İşte başçevirmen beyefendinin bu tehlikeli fikirleri güvenle, cesaretle kamu önünde dile getirebilmesinin temel nedeni budur: Cehalet, yani boşluk değil, bilgi, yani doluluktur. Devlet eliyle bütün topluma zerk edilmiştir, devlet tarafından herkes doldurulmuştur. Çevirmenbaşı onlardan biridir sadece, en fazla. Bu kadar cehalet tahsille mümkün dedikleri budur. Yoksa, Kürtlerin birbirilerini hiç anlamadan Kürt olarak kalmalarına inanacak insan başka nasıl hasıl olabilir? Yüzlerce, binlerce yıl?
Hasılı, bir hukuk fakirliği var ortada, hukuk fakirleri var. İkisinin de Kürtçeyle bir ilgisi yok. 


0 yorum:

Yorum Gönder