19 Kasım 2011 Cumartesi

Türkiye bölünmüş haberiniz var mı?

“Burada neden yoktur.” Bu bir Auschwitz atasözü! Primo Levi oraya düştüğünde ilk olarak sert bir ifadeyle bu söylenmişti kendisine. O günlerde Naziler, aleni işbirlikçileri ve sessiz takipçileri için böylesi iyiydi, çünkü oraya “Yahudiler” gidiyordu!

Eskiden İstanbul Emniyeti’nin 2. Şubesi’nin (asayiş) kapısında “Burada Allah yoktur!” yazıldığı rivayet edilirdi. Çoğu yurttaş için böylesi iyiydi, çünkü oraya “suçlular” gidiyordu!

12 Eylül döneminde iki söz de yazısız anayasa olarak (malum, yazılı olanı general Kenan Evren ve arkadaşları ilga etmişlerdi) yürürlükteydi. Çoğu şimdilerde demokrasi şampiyonu olan kalemşorlar dahil çoğu yurttaş için iyiydi böylesi, çünkü oraya sadece dönemin ağzıyla söylersek “anarşistler” gidiyordu.

**

Medeni, demokratik, “hukukun üstünlüğüne” inanılan ülkelerde ikisini de sormak gerekir: “Neden? Burada hak, hak’tan doğma hukuk ve onun hedefi olan adalet yok mu? Neden?”

**

Elbette “Türkiye Nazi Almanyası’dır” demeye kalkışmayacağım, elbette “Türkiye açık bir asayiş şubeye dönüştü” de demeyeceğim. Ama kötü alametler var. Elbette iki soruyu da soranlar var ama çok küçük bir azınlığı saymazsak, soranlarda da aleni bir sorun var. Sorun, şair diliyle söylersek, şu: “Herkes hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır. (İsmet Özel)” Başka bir dile çevirelim: Türkiye bölünmüştür.

**

Herkesin kendisine başka, başkasına başka bir hukuku, bir haklar manzumesini savunduğu, iktidarın da birilerine başka, başkalarına başka bir hukuku uyguladığı ülke bölünmüştür. Bir dönemin korku siyasetinin mağduru olan iktidar, kendi döneminde aynı siyasetin varyasyonlarını deneyip dururken bu bölünmeyi görmüyor olabilir mi?

Bölünmüş yolda ustalar belki, ama bölünmüş toplum, bölünmüş hukuk ve bölünmüş adalet kavrayışının “milletiyle ve ülkesiyle bölünmez bir bütün” olan memlekete ne kadar zarar verdiğini görmekte usta değiller anlaşılan. Ya da belki istenen bu, bu da ustalığın bir başka gereği. Böl ve yönet eski bir iktidar hilesi değil miydi?

Kürtler ve Kürt haklarını savunan herkesin KCK’lı, iktidara karşı fiili muhalefet örgütlemeye çalışan herkesin Ergenekoncu olma ihtimali var mı? Her dindarın “kanla ya da kansız” Şeriat getirmek isteyen güçlerin militanı sayıldığı dönemlerin mağdurları olduklarını söyleyenler nasıl böyle bakabilir? Yanıt basit aslında: Bu, iktidar bakışıdır. İktidar hiçbir zaman, hiçbir yerde iyilik olmadı. Balkonlardaki güzel sözler balkonlarda kalır hep.

**

Uzun tutukluluklar ciddi bir sorun, doğru. Habeas Corpus’un imhası. Fakat sadece “kendi tutuklusu” söz konusu olunca feveran eden bölünmüş öbekler, iktidardan bu hakkı söküp alabilir mi?

Ceza ve tutukevlerindeki uygulamalar ciddi bir sorun. Kanunsuz ceza olmaz’ın imhası. Fakat sadece kendi tutuklusu zarar görünce ses çıkaranlar, iktidarı durumu düzeltmeye zorlayabilir mi? İçerde bir tutuklu ölünce öfkelenenler, bir başka tutuklu felsefi inancı yüzünden açlığa mahkum edilince susarak sonuç alabilir mi? Beş mahkum nakledilirken yakıldığında ses çıkarmayanlar, kendi mahkumlarının kılına zarar gelmemesini nasıl sağlayabileceğini düşünüyor? Tedavi ettirilmeyenler, dövülenler, tecritte tutulanlar?

Sormak gerekmez mi: “Neden? Burada hak yok mu? Hukuk yok mu?” Polisin öldürdüğü oğlunun (Baran Tursun) hakkını ararken söyledikleri yüzünden, kurşunu sıkan polis kadar ceza alan bir yurttaş (Mehmet Tursun) varken sessiz kalınır mı? Bir savcının tahliye talep ettiği bir genç için (Cihan Kırmızıgül, poşulu çocuk) bir duruşma sonra 45 yıl ceza istiyorsa sormak gerekmez mi? Başbakan, “Asimilasyon bitmiştir” derken, mahkemelerde Kürtçe savunma yapılmasına izin verilmiyorsa sormak gerekmez mi?

**

Genelde ceza sistemiyle onun uygulamaları, özelde de ceza ve tutukevleriyle ilgili sorunlar, hukuk sisteminin tamamını imha edecek kadar ciddi. O sorunları çözme arzusunun yokluğu, “Bize aslında cezaevi, tutukevi filan lazım değil. Biz zindanla idare edeceğiz” demek. Devletlerin hepsi zaten zindanla idare etmeyi arzular, hak, devletlerin icat ettiği bir şey değil, onların icat ettiği egemenlik şebekesinden mücadeleyle sökülmüş olan şey. Etnik bölünme tehlikesinden korkanlar, dinsel, mezhebi bölünmelerin yaratacağı kötülüklerden korkanlar, siyasetteki ve hukuktaki bölünmenin bütün korkuları gerçekleştirmeye yarayacak duble yol olduğunu görmek zorunda.

Evet, soru belli: “Neden?” Her hukuksuzluk durumunda, herkes için sorulmalı, sorulamayacağı günleri görmemek için.
(18 Kasım 2011, Radikal İnternet)

0 yorum:

Yorum Gönder