2 Temmuz 2013 Salı

Anlaşmazlık


Bizimle konuşmak için kendi dilinizi unutabilir misiniz? Bizim unuttuğumuz gibi? Bizi dışarıda bırakan dilinizi? Geçmişimizi sizin geçmişinizden ayıran, geleceğimizi.

Böyledir. Söylenenleri anlamak için dilinizi unutmanız gerekebilir bazen. Benim söylediklerimi, benden sonra konuşacakların söylediklerini ve en son sizin söylediklerinizi. Söyleyeceklerinizi.

Düşüncesi bile rahatsız edici: Adınız başka türlü seslenilecek.
“Güneş” denildiğini anlamak için, işittiğiniz sözcüğün güneşe gönderdiğini bilmeniz işe yaramayacak, “güneş” demeyi de unutmanız gerekecek. “Güneş” denildiğinde, güneşi çağrıştıracak her şeyi unutmanız:

Dilinize güveninizin kesinleştiği anda böyle oldu bu. O gün bugündür güneş bir başka dünyayı daha ısıtmaya başladı. Güneşin yeşerttiği bir sözcük olmaktan çıktı sizin sözcüğünüz. Yapraktaki yitik ağaçta bir anı olmaya başladı. Çürümeden başka geleceği olmayan yerdeki kuru yaprakta.

Unutabilir misiniz dilinizi, oradan dönebilmek için? Oradan, dilinizdeki dünyanın bizi dışarı attığı yerden, içeri koymadığı?
O gün çekildi ayaklar altından, kendi sözünüze de anlam katacak dünya. Anlaşabileceğimiz dünya. Anlatabileceğimiz.


0 yorum:

Yorum Gönder