27 Şubat 2013 Çarşamba

Alevileri işaretlemek


Başbakan Erdoğan, 
geçen hafta bir nutkunda 
Alevileri ‘yaşam tarzı’ 
ve ‘biz’ ölçüleriyle 
işaretledi. 
Bu ‘toplumsal barış ve huzur’ 
arayanın gireceği yol değil.




“Din değil.” Bir teolog hükmü gibi duruyor, sosyolog veya dinler tarihçisi de olabilir.
Devamı: “İslam içinde bir kurum olarak görünüyor.” Bakanın, konuşanın gördükleri ve göremedikleriyle bir anlama çabası var sanki. Kendisinin bildiğine benzemeyen bir şeyle karşılaşmış, anlamak istiyor.
“Net bir tanımı yok.” Tanım? Çeşitli disiplinlerden alıştığımız bir ‘üst dil’le tanımlama çabasıyla sonuç çıkmamış. Her neyse hakkında uğraştığı şey, onu nesne gibi evirip çeviriyor. ‘Bilme’ faaliyetinin bugününde de tarihinde de var olan bir metodoloji.
“Biz geçmişte Ali’yi çok sevenler olarak görürdük...” Konuşan belirginleşiyor yavaşça. Bir ‘geçmiş’i var hakkında konuştuğu şeyle. O şeyin bir ‘kurum’dan çok bir ‘insan topluluğu’, bir ‘toplum’ olduğu anlaşılıyor. ‘Biz’ her neyse, her kimse, ‘geçmişte Ali’yi çok sevenler olarak gördükleri’ni kendi dışında tutuyor, ayrı ev, ayrı mahalle, ayrı bölge ya da ayrı ülkede olabilir, belli değil.

Yaşam tarzına vurgu

“...Hazreti Ali ile alakaları yok yaşam tarzı olarak.” Sözler netleşiyor, ‘biz’in sözcüsü, ‘yaşam tarzı’na bakarak kararını vermiş.
Bununla kalmayacak ‘biz’in sözcüsü, dinsel dışlamanın yanı sıra sosyolojik gözlemciliğini etnik boyutları da hesaba katarak konuşturmakta ısrarlı. “Bizim yaşam tarzımıza uygun olan Türk Alevileri. Öbürleri ise tamamen farklı yerlerde.” ‘Öbürleri’nin ‘Türk olmadığı’nı öğreniyoruz, ama ne olduğunu da öğrenemiyoruz. ‘Öbürleri’ onlar. Kürt? Fars? Arap? Laz? Boşnak? Arnavut? Bilmiyoruz!

‘Biz’ devam ediyor: “Cemevleri ibadethane değil.” Baştaki teolog, sosyolog, dinler tarihçisi ya da her neyse yine işbaşında gibi ama o artık anladık ki ‘bilme’ çabasıyla ‘üst dille’ konuşan biri değil, ‘biz’den olmayanlar hakkında bir ‘iç’e doğru, konuşan, söylem üreten biri. Saf ya da sözde herhangi bir ‘bilimsel’ disiplin alanında değil, politik alandayız, besbelli. Kendisi açısından ‘cemevleri’nin ibadethane olması, cemevlerini kullanan ‘biz’den değilse, anormal sayılmaz.

Sanki Aleviler cemevini dayatıyor!

“İslam’da tek ibadethane vardır, cami. Cemevleri kültür evleridir.” Âlâ. Konuşan bir ‘bilgin’, herhangi bir disipliner tanım içinde, disiplinin kıstaslarına göre (mümkün olduğunca) ‘tarafsız’ sayılacak biri değilse, ‘biz’i ‘İslam’ın sahibi’ sayan türden bir Müslüman ise cami dışında bir yeri ibadethane saymaması anormal değil. Demek ki o cemevine gidip ibadet etmeyecek hiç. Etmesin, çağıran ya da dayatan mı var? Bir dayatma olduğu kesin de yapan Aleviler mi?

“Alevilerin sorunları Kürtlerden fazladır söylemi de doğru değil.” ‘Türk olmayan Aleviler’ içinde Kürtler olmadığını öğreniyoruz! ‘Aleviler’den ‘Türk olanlar’ın ‘bize’ daha yakın olduğunu öğrenmiştik, buradan anlıyoruz ki ‘Kürtler’ de ‘Türk olmayan Aleviler’den daha başka bir şey! Etnik ya da dinsel tasniflerin yatay/dikey karakterini filan işe katıp lafı arttırmayalım, şunu anlamak için o kadar laf da gerekmiyor: Aleviler, ‘biz’in tamamen dışında; ‘biz’e ‘biraz’ yakın sadece Türk Aleviler var. Konuşana bakınca, Kürtler ‘biz’den mi değil mi bilmiyoruz, fakat ‘Kürtler’in Alevilerden daha çok sorunu olduğunu biliyoruz. Bize bunları öğretiyor konuşan ‘biz’.

Tehlikeli bir parantez

Ve bitiriyor: “Onların sesleri fazla çıkıyor.” Alevilerin sesleri fazla çıkıyor. Öyle mi acaba? Belki ‘biz’den uzakta oldukları içindir. ‘Biz’, uzakta ve duymuyor belki. Belki de ‘biz’ duysun diye yüksek çıkıyor sesi, kim bilir. Ama konuşan sadece ‘dışarda’ değil, sadece uzakta değil, hakkında konuştuğu şeyi dışarda bırakmaya, uzakta tutmaya da kararlı.
Siyasal alandayız fakat konuşan ‘demokratik bir ülkede’ki politik bir liderden çok, bir cemaat lideri gibi. Dinsel hükümler veriyor. Kendi ibadethanesini açıklıyor. Kendi Hazreti Ali’sini ölçü olarak kullanıyor. Bu ölçüyle ‘biz’in dışında olanların ibadethanesini saymıyor. Bir cemaat lideri, cemaatinin dogmalarını, inanç ve uygulama ilkelerini filan ‘biz’ ve ‘biz olmayanlar’a kıyasen anlatır, över, yüceltir, tanımları kılı kırk yararak yeniden yeniden yapar. Fakat konuşan ‘siyasi bir lider’se, sadece cemaatin değil, cemaatlere, inançlara filan ‘eşit mesafe’de olduğunu ilan edip duran ‘demokratik bir yönetimin’ lideriyse? ‘Aleviler’, ‘Kürtler’ aynı devletin yurttaşıysa? Konuşan diyor ki: Bir ‘biz’ var, o ‘biziz’, bir de başka bir ‘biz’ var, bizden dışarı.
"Demokratik" bir ülkede, bir ilahiyatçının başbakan olmasında hiçbir sorun yoktur. Fakat bir başbakanın ilahiyatçılığa soyunmasında da hiçbir iyilik yoktur.

Hiyerarşik yurttaşlık

Özetle ya Aleviler Türkiye Cumhuriyeti devletinin yurttaşı değiller ya da Türkiye Cumhuriyeti devleti yurttaşlarını dinsel ölçütler kullanarak ‘biz’ ve ‘biz’den olmayanlar diye ayırmaya kararlı. Bir de özel parantez açıyor, ‘biz’le ‘Türk Aleviler’ parantezi içinde kalmış bir grup hepten dışarda bırakılıyor.
Devlet hep kararlıydı bu konuda. Dersim, Elbistan, Maraş filan bu ‘karar’ın uygulamalarıydı. Hükümet başkanının bu ‘işaret’lemesi, ‘çocukların’ kapılara koyduğu işaretlerden bağımsız okunabilir mi? Bir grup yurttaşın ‘yaşam tarzı’ nasıl demokratik bir ülkenin başbakanının ölçüm konusu olabilir? Bu işaretlerin milyonlarca yurttaşın evinde yaratacağı tedirginlik, bizi huzurlu ve barış içinde bir topluma götürebilir mi? Ve bir hükümet başkanı bunları söyledikten sonra Aleviler için (konuşmaya bakarsak özellikle de Kürt Aleviler için) kâğıt üzerinde yurttaş yazsa ne olur, yazmasa ne olur?

NOT: Siyah ve tırnak içinde yazılanlar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a aittir.

0 yorum:

Yorum Gönder