12 Ağustos 2015 Çarşamba

Bir sabah uyanınca PKK yok olsa





Madem PKK her şeyin önündeki engel, barışın, demokrasinin, devletin kasacığına girmiş paraların, girmemiş paraların, hatta ayakkabı kutularının, ekonomideki gelişmenin, GAP tarlasında yetişecek hıyarların, vatandaşın daha ucuz et yemesinin, hasılı her şeyin engeli madem, onu kaldıralım. Ben yapamam, PKK biraz büyük. Devlet de 40 yıldır yapamıyor, öyleyse daha büyük bir güce ihtiyacımız var. Devlet çok büyük olduğuna ve yapamadığına göre devletten daha büyük bir güç yapsın bunu. Kim? Daha üst, daha üstün. Üstün akıl. Üstün kudret. Yok, üst akıl da her şeyi eline yüzüne bulaştırıyor. Gezi’ydi, yolsuzluk operasyonuydu, işi gücü milli iradeyi ifsad etmek, arada olan çocuklara oluyor. Polisin copuna, kurşununa çarpıyor çocuklar. Daha üst bir güç lazım. Tanrı mesela. 

Devlet şirk kabul etmez!

Gerçi devlet şirk kabul etmez, tanrı gelse kendi bildiğini okur ama olsun, bir defalık bu duamız kabul olsun. Bir gece ansızın, bütün PKK’lileri kaldırıp kainatın herhangi bir yerine götürüversin. Hepimiz uyurken. Su uyur devlet uyumaz ama F-16’lar sabaha kadar olmayan PKK’lileri dövmeye devam edebilir. Sabah kalkınca hiç PKK’li kalmasın. Cezaevindekiler bile (devletin müsaadesiyle, o bırakmak istemez) Tanrı eliyle alınıp götürülsün. Sabah kalkınca kimse kalmasın. “PKK halktır, halk burada” sloganını da Kürtlerin ve bu slogana kafasına göre iddianame düzenleyen savcılar dahil, Kürt olmayanların da aklından silip atsın. HDP ya da başka bir Kürt partisine oy vermiş kişiler de PKK diye bir şeyin varlığını bile unutsunlar.
Elbette güzel bir sabah olacak o sabah, değil mi? Dağda da, ovada da “Kürt” adına ateş eden hiç kimse kalmayacak.

Kaldı mı “terörist” olmayanlar baş başa? Analar ağlamaz artık. Gerçi vicdani ret yoksa anaların gözyaşı zor diner ama olsun, intihar devletin suçu değil. Kore'de ölmek de güzel zaten, denedik tarihte. Ekonomiye acayip paralar gelir, geldikten sonra nereye gider pek belli değilse de... Kürdistan cennet Anadolu’nun içinde bir Şark köşesine döner. Babası Kürt olduğu halde hakim, savcı, vali, öğretmen, müdür, bakan olmuş kişiler daha bir “ne mutlu Türküm” diyene olur.
Peki, “Kürt’üm ben, Kürt kalmak istiyorum” diyenler ne olacak? “Türk olmak bana mutluluk değil” diyenler? Tanrı onları alıp götürmezse? Tanrı’ya eksik iş yaptığı için kızar mı devlet? “PKK’liler yetmez, Kürtler de yok olsun” mu der? Demez, değil mi? PKK ayrı, benim Kürt vatandaşlarım ayrı.
Peki tanrı PKK’yi alıp götürünce, Kürt, Kürtçe, Kürdistan diyen Kürtler (ve Kürt olmayanlar, şu viski içip HDP’ye oy verenler) makbul yurttaş olarak çağırılıp, “Gelin bakalım ne diyorsunuz, madem terör bitti, dile benden ne dilersen” diye baş tacı mı edilecek? (Tanrı, Abdullah Öcalan’ı da götürsün mü, yoksa eline bir sopa verip bakalım kimi kovalayacak diye seyre mi dalsın? Kimi kovalar dersiniz? En iyisi götürsün, çünkü PKK’nin onsuz bir yere götürülmesi pek mümkün değil.)
PKK’siz bir Türkiye’de işler nasıl yürür, sahi?
Parlamento hemen toplanıp Kürtçe eğitim-öğretim yasası çıkarır.
Hazır toplanmışken Diyarbakır Cezaevi’ndeki 12 Eylül işkencelerini lanetleyip o cezaevini Ahmedê Xani kütüphanesine çevirir.
Dersim’i, Zilan’ı insanlığa karşı suç diye tanımlayıp, “Bir daha asla” mottosunun altında birer anıtla anar.
“Sadece Kürtleri değil, Yozgat’ı da fakir bırakan” ekonomik düzen, hem Kürtlerin hem de Yozgat’ın kalkınacağı ekonomik düzene çevrilir, hemen olmaz diyorsanız, üç vakte kadar evrilir. Böylece Yozgatlılara vekaleten konuşmayı öğrenmiş akiller, “Biz de mi dağa çıkalım” demekten kurtulur.
“Herkesi eşit düzeyde ezen merkezi ceberrut devlet” kendisini o kadar de merkezi olmayan, yerel yönetimin, yerinden yönetimin erdemlerine inanan, bölgesel özerkliklerin önünü açacak yasalarla revize eder. Böylece, 15 milyonluk Kürt nüfusu, inkâr-imha-asimilasyon tarihinin sona erdiğine emin bir şekilde, hakkını hukukunu hak hukuk arama yol yordamlarıyla, varlığının süreceğine emin bir şekilde “eşit özgür yurttaş” bilinciyle dolup taşar.
“Biz eskiden Kürt Türk ayrımı bilmezdik, bak gene bilmiyoruz” diye mutlu mesut insanlar fotoğrafhanesinde selfi çılgınlığıyla çılgınlık ihtiyacını giderir toplum. Böyle mi olur?
Peki, Kürtleri “eşit özgür anayasal yurttaşlık” statüsünden aşağıda tutan şey, PKK’nin varlığı mıydı? 1970’de, 60’da, 50’de, 38’de, 31’de, 29’de, 25’te, 21’de olmayan PKK miydi Kürtçenin, Kürtlüğün, Kürdistan’ın yasaklanmasına yol açan şey? “Mağaralarda fareler gibi zehirlendiler” manşetlerinin gururla atılmasına yol açan şey? Kürtçe eğitim öğretimi bırakın, kaset, dergi, kitap, radyo, tv yayınlarını yasaklatan şey PKK’nin varlığı mıydı? Yasağı kaldıran da PKK’ye rağmen devletin alicenaplığıydı değil mi? Bütün bunlar 1984’ten sonra yasaklandı?

Yakılmış, yıkılmış köylerden şehirlere kovularak paryalaştırılan milyonlarca Kürt için o köyler yeniden inşa mı edilecek? Yoksa hazır kente kadar gelmişken, hazır ucuz emek ekonomimizin rekabet gücünü artırıyorken, kent paryalarından daha ucuz emek bulmak (son dönemde bir de Suriyeliler geldi ama, neyse…) öyle kolay değilken, “Çalışana her yerde ekmek var” pişkinliğini bilgelikmiş gibi satan cakayla yola devam mı edilecek? Gözaltında kayıplar, faili meçhuller, mapus damındaki işkenceler, tecavüzler ne olacak? Bütün bu olan bitenleri Kürtlerin hafızasından silmediği için Tanrı’yı “paralel” mi ilan ederiz?
Yoksa, madem terör yok, “her şeyi oturur konuşur” muyuz? Nasıl gider o konuşma? “Tek bayrak, tek devlet, tek vatan, tek dil, hatta tek din, okey?” diye parmak sallamaktan vaz geçer miyiz? “Anadili öğrenmeye, konuşmaya evet, ama anadilde eğitim olmaz, o böler” demekten? Türkiye’nin güneyi, Suriye’nin kuzeyindeki oluşumlar ne olacak? Türkiye’nin güneyi, Irak’ın kuzeyindeki oluşumlar? Türkiye’nin doğusu, İran’ın batısında yaşayanlar? “Herkes kendi Kürt’üne sahip çıksın” (cetvelle çizilen sınırlar mı demiştiniz, anti-emperyalist bir imparatorluğun torunları olarak?) kuralıyla stratejik derinlikler daha bir derin mi olacak?
Ne kadar sürecek bu? Kürtler artık Kürtçe konuşan kalmayana kadar sessizce bekleyecekler mi? Yoksa, “Referandum yaptık, bu çıktı” denilerek, temel talepleri milli iradenin ayaklarının altında ezilecek mi? Temel haklarda referandum çok demokratik bir yöntemdir malum, hem de nüfusu az olanların hakları konusunda çok iyi bir güvencedir. Parlamento ayak direrse, halka sorduk, oldu bitti.


Bu yolla çözüm gelmezse Tanrı belki bir de, “PKK yok olsun, sonra her şeyi konuşuruz” diyenleri mi götürse? Kalanların bir şansı olur mu, barış inşası için? Ah ki tanrı karışmıyor bu işlere ve bizler baş başayız. 40 yıldır. “Silahları bırakın, teslim olun, sonra konuşuruz”dan gele gele, “Silahlar gömülecek, beton dökülecek, sonra…” noktasına geldik. Ne ilerleme ama! 

0 yorum:

Yorum Gönder