24 Temmuz 2014 Perşembe

İç Coğrafya



Bir kanatta bir karabulut geçerdi istek
Dokunup bir nefeste isteğine rüzgârın
Döner serpiştirirdi tasasız alına
Sevinç tozlarını
Uçuşurdu başının üstünde
O çifte kelebek
Gözkapaklarına konar beklerdi
Öylece, kımıltısız
Dinginlikle mayalanırken
Yastığının altında
Yeni istek

O zamanlardaydı
Ağır bir sezgiyle koşardı ardından
Geriye vınlamasını bırakıp yiten bıçak gölgesinin

Çeşmenin sessiz kavalında
Yatıştırırdı şaşkınlığını
Aldırmazdı
Gözyaşlarının onardığı
Yumuşak darbelere

İnanmazdı
Gülüşün yanağındaki kıymığın
Tanrının parmaklarından fırladığına


Yıkılmış atın acısını işlerdi
Toprağının tutanağına
Tutsak kartalın teleğinde kayıtlı doruğun

Kıvrak kırlangıçlar geri getirirdi
Onlarla uçsun diye savurduğu taşları

Ona dokundurmadan
Terletirdi sürüp
Parlak koşumlarıyla
Etrafında atını
Yazgının süvarisi

Efsanelerin getirdiği müjde
Doldururdu yerini
Terkisine alıp götürdüklerinin
Kalan boşlukta bir sızı salınırdı yine de

O zamanlardaydı
Kirpiklerinin çeperinde
Yumurtasını bırakan tutku
Son vermekteydi
Tatlı boşluğuna uykusunun


Karanlığa direncini sınardı
Sesinin kamçısıyla
Kışkırtıp kuşku akrebini
Bir yalnız kurt...

Yollar ayartmıştı çoktan adımlarının yönünü
Gökyüzü silmişti son gözyaşlarını mendiliyle
Yerleştirip dilinin altına
Erimez acılığını...


(13 Ekim 1992)


0 yorum:

Yorum Gönder