26 Temmuz 2014 Cumartesi

Adaletsizliğin adını "güvenlik" koymuşlar



Abdullah Cömert davası,
Antakya’dan Balıkesir’e taşındı.
“Taşımalı adalet”,
adaletsizliğin oto yolu oldu.
Dava taşıma yoluyla
yargı, “doğal yargıç” ilkesini
kendi eliyle imha ediyor.





Geçen yıl, 2 Haziran 2013’te Antakya’daki Gezi Parkı protestoları sırasında polisin başından biber gazı fişeğiyle vurup öldürdüğü Abdullah Cömert’in davası, Balıkesir’e taşınacak. Neden? Hep duyduğumuz neden: “Güvenlik.” Kimin güvenliği? Herkesin olabilir ama, öncelikle sanık ve sanık müdafileri ve yakınlarının “güvenliği.” Ölenin hakları? Ölenin canlıyken “güvenliği”nin hiçe sayılması, öldürenin güvenliğine dair bu titizlenmenin bir sonucu aslen.  
Türkiye’de yargı göçebeleştiriliyor. “Önemli” ceza davaları, “olağan mahkeme”lerinde değil, başka başka yerlerde görülüyor. Şüphelileri kamu görevlisi olan davalarda artık kural haline gelmiş bir tuhaflık bu. “Şeklen” kurallara uygun gibi duruyor, çünkü kanunlarda “güvenlik” gerekçesiyle davaların taşınabileceği yazıyor.
O halde önce basit kuralı hatırlatalım:
Bir ceza davası, fiilin işlediği yerde görülür. Niçin? Bir yanıyla idari karışıklıkları önlemek nedeniyle, basit çözüm, iyi çözümdür. Fakat hukuki açıdan asıl önemli mesele şu: Hayati bir ilke, “tabi hakim”, “doğal yargıç” ilkesi aksini yasaklar. Bir kişi bir suç işlediğinde önceden kurulmuş, yani var olan bir mahkeme, bir yargıç tarafından yargılanmalıdır kurala göre. Sırf o kişiye, o fiile özgü bir mahkeme kurulamaz, yargıç ataması yapılamaz. Yapılırsa, olağanüstü yargılama söz konusu olur, yani adil yargılama söz konusu olmaz. “Kanunsuz suç ve ceza olmaz” prensibinin usul hukukundaki yansımasıdır en kaba özetle bu.  Bu prensiplere uymayan bir “hukuk” hukuk değildir.
Eğer, kamu görevlilerinin fail olduğu davalar neredeyse düzenli biçimde taşınıyorsa, “güvenlik gerekçesiyle nakil”, doğal yargıç ilkesinin ihlalini oluşturmaz mı? Kanun uygulayıcılarının eliyle kanuna karşı hile olmaz mı? Cevap vermek için, taşınan davalardan bazılarını hatırlayalım, “sonuç” oradan çıkacaktır. Bizi cevaba götürecek şey, “adil yargılama” ve başta yaşam hakkı olmak üzere temel hak ihlallerine karşı “etkili kovuşturma” gereğinin yerine gelip gelmediğidir. Doğal yargıç ilkesi, adil yargılama ve etkili kovuşturmayı da bütünler, güvenceye alır çünkü.
Biraz rastgele bir sıralamayla, taşınan davalara dair küçük bir özet:

Gazi Davası
İstanbul’da 12 Mart’ta bir cem evinin taranmasıyla başlayan olaylarda 17 yurttaş, polis ateşiyle yaşamını yitirdi. Dava İstanbul’da başladı, Trabzon’a taşındı. Neticede sadece iki polis ceza aldı. Ceza dörder yıldı. Taşıma gerekçesi: Güvenlik.
Metin Göktepe Davası
Metin Göktepe, Evrensel gazetesi muhabiri olarak cezaevinde öldürülen iki kişinin cenazesini izlerken 8 Ocak 1996 tarihinde polis tarafından işkenceyle öldürüldü. Davası İstanbul’da başladı. Sonra Afyon’a nakledildi. Ardından Aydın’a nakledildi. Sonra tekrar Afyon’a alındı. Failler, fiille uygun olmayacak şekilde düşük cezalar aldılar, Rahşan affından da yararlanıp, en uzunu 1 yıl 8 ay olmak üzere kısa süreler yatıp çıktılar. Taşıma gerekçesi: Güvenlik.


Uğur Kaymaz Davası
Mardin Kızıltepe’de, 21 Kasım 2004’te 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babası polis tarafından kurşun yağmuruna tutularak öldürüldü. Uğur’un bedeninden 13 kurşun çıkarıldı. Dava Mardin’den Eskişehir’e taşındı. Gerekçe: Güvenlik. Yargılanan dört polis “meşru müdafaa”dan beraat etti. Türkiye AİHM’de mahkûm oldu, elbette.

Lice Davası
Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın da aralarında bulunduğu 16 kişinin öldürüldüğü 1993 tarihli Lice katliamı davası, önce Eskişehir’e nakledildi. Gerekçe: Güvenlik. Ardından dosya Yargıtay’a gitti, oradan da İzmir’e nakledildi. İki sanık var, ikisi de tutuksuz.

Kulp Davası
Kulp-Muş-Lice bölgesinde 8 Ekim -25 Ekim 1993 tarihleri arasında General Yavuz Ertürk Komutasındaki askeri operasyonda köylerden toplanarak gözaltına alınan 11 kişiden bir daha haber alınamadı. Türkiye AİHM’de mahkum oldu. Kayıplardan bazılarına ait kemikler 2003’te bulundu. Ekim 2013’te Yavuz Ertürk hakkındaki 11 ağırlaştırılmış müebbet talepli iddianame kabul edildi. Dava Diyarbakır’dan Ankara’ya taşındı. Gerekçe: Güvenlik. Ertürk duruşmaya gelmedi. Zaten tutuklama talebi de reddedildi.
Görümlü Davası
Silopi’de 21 yıl önce altı köylü gözaltında kayboldu. Tuğgeneral Mete Sayar ve bazı rütbeli subaylara açılan dava, Ankara’ya nakledildi. Gerekçe: Güvenlik.

Dipçik Davası
Hakkari’de 2009 tarihinde, özel harekatçı Bahadır Turan, 16 yaşındaki Seyfullah Turan'ın kafasına silah dipçiğiyle öldüresiye vurdu. Dava, beş duruşma görüldükten sonra güvenlik gerekçesiyle Isparta’ya yollandı. Gerekçe: Güvenlik. Mahkeme, sanığın meşru müdafaa, bozuk psikoloji türünden savunmalarının ve iyi halini gözeterek altı ay yedi gün ceza verdi. Turan, yaşamına engelli olarak devam ediyor.

Şerzan Kurt Davası
Muğla’da Mayıs 2010’da, sol görüşlü bir kadın öğrencinin taciz edilmesi üzerine çıkan gerginlik, Kürt öğrencilerin gözaltına alınmasıyla devam etti. Olan biteni protesto eden öğrencilerden Şerzan Kurt, Gültekin Şahin adlı polis tarafından vurularak öldürüldü. Dava Eskişehir’e taşındı. Gerekçe: Güvenlik. Sanık, yürürlükte olmayan bir TCK maddesinden yararlandırılarak sekiz yıl hapse mahkûm edildi. Yargıtay Mayıs 2014’te, daha yüksek bir ceza gerektiğini belirterek kararı bozdu.

Musa Çitil Davası
Mardin’de görevliyken 1992-1994 yılları arasında 13 yurttaşı infaz ettiği belirtilen Tuğgeneral Musa Çitil’in davası, Mardin’den Çorum’a nakledildi. Gerekçe: Güvenlik. Musa Çitil tutuksuz yargılanırken, Mayıs 2014’te beraat kararı çıktı.

Altınova Davası
Muş’ta 1993 yılında dokuz Kürt yurttaş, Nasır Öğüt, eşi ve çocukları evlerinde yakılarak katledildi. Dava yıllar sonra açılabildi. Üç askerle bir polisin yargılandığı dava Kırıkkale’ye nakledildi. Gerekçe: Güvenlik. Tutuklu yok.

Nezir Tekçi Davası
Yüksekova’nın bir köyünde çobanlık yaparken 25 Nisan 1995’te gözaltına alındıktan sonra “kaybolan” Nezir Tekçi davası yıllar sonra açıldı, fakat o da Eskişehir’e alındı. Gerekçe: Güvenlik. AİHM, Türkiye’yi mahkum ettikten sonra avukatlar, sanık Ali Osman Akın ile Kemal Alkan’ın tutuklanmasını istedi. İstek reddedildi.  Mahkemenin AİHM kararından haberi yoktu.

Ali İsmail Korkmaz Davası
Eskişehir’de, Gezi Olayları sırasında 2 Haziran 2013’te gece yarısı polis ve “esnaf” tarafından öldüresiye dövülen Ali İsmail Korkmaz, 37 gün komada kaldıktan sonra 10 Temmuz’da can verdi. Dava, “güvenlik gerekçesi”yle sayısız davanın taşındığı Eskişehir’den Kayseri’ye taşındı. Gerekçe: Güvenlik.

Biz kime güvenelim?
Şimdi, çoğu vakada sanıklar tutuksuz. Duruşmaya gelip gittikleri yok. Neyin ve kimin güvenliği? Cevap, davaların sonuçlarında: Dava nakletme, “cezasızlık” hedefini elde etme yollarından biri. Öyle olmasa bir devlet, hâkim olduğu topraklarda “güvenliği sağlayamadığını” öne sürer mi hiç? Devletin kibrini ve nobranlığını aşan tek şey biliniyor, o da yalancılığı.
Dava nakletmenin bir diğer görünür sonucu da, mağdur yakınlarının hukuki haklarını kullanmalarının zorlaştırılması. Etkili soruşturma/kovuşturma ilkesinden bahsedeceksek, davaya müdahil olanların hukuki ve fiziki imkânlardan mahrum edilmemesi gerekir. Fakat, mağdurların haklarına duyarlı bir devlet, zaten bu katliamları, zulümleri yapan devletle aynı devlet olamaz herhalde değil mi?

İstiklal Mahkemeleri’nden başlayarak, sıkıyönetim mahkemeleri, DGM’ler, ÖYM’lerin “olağan mahkeme” gibi dayatılmasına, bunun için mevzuat hileleri yapılmasına alışkınız. Dava taşıma da “olağan” yargının olağanüstüleştirilmesi usullerinden biri, zulüm aygıtının daha iyi işlemesini sağlayan bir keşif. Hedef, cezasızlık kültürünü korumak. Demek ki adaletsizliğin adını “güvenlik” koymuşlar.

Taşıma suyla değirmen ne kadar dönerse, taşıma davalarla adalet o kadar tecelli eder. Dava taşıma, adaletsizliğin duble yolunu yapmaktan başka bir şey değil. Böyle bir mekanizmaya karşı mücadele, bu davalara sahip çıkmakla olur. Davalardan dava beğenmek, kimine ağlarken, kimine sevinmekle değil.

25 Temmuz 2014, diken.com.tr

0 yorum:

Yorum Gönder