22 Haziran 2014 Pazar

Mutfaktaki cinayetler


Bana meslekte bir dağ olduğunu
farklı farklı tarz ve ifadelerle gösteren
Reha Mağden ve Haluk Aytün’ün
aziz hatıralarının önünde,
tüm çalışma arkadaşlarıma
selam ve teşekkür ederim.


Bu kişisel bir yazı. Bir veda. Hem kişisel yaşamımın, hem bir medya kuruluşunun 18 yıllık döneminin sonu. Kağıttan Radikal’in sonu. Önünden film şeridi gibi geçiyor her şey. Filmden bana kalanlar içinde aktarabildiklerimi aktarmayı deneyeceğim, sabrınıza sığınıp.**
Şahname’den iki karakter: Temiz Dinli Ermâyil ve İleriyi Gören Kermâyil. İki yoldaş zalim Dahhâk’ın sarayının mutfağına girerler. Amaçları, zalimin yılanlarına her gün beyinleri çıkarılıp yedirilen iki genci kurtarmaktır. Kavim inim inim inlemektedir.
İlk iki genç getirildiğinde birini öldürürler. Diğerini “mamur olmayan yerlerde dolaşma sakın” öğüdüyle dağlara yollarlar. Öldürdükleri gencin beynini, bir koyun beyniyle karıştırıp zalimin yılanlarını aldatmayı başarırlar. Böylece her gün bir çocuğu öldürür, birini kaçırırlar. (Şahname, Firdevsî, Kabalcı Yayınları)
Ermâyil ve Kermâyil iyi birer insan mı? Her gün bir çocuk kurtarmış olmalarına bakarsak, hayır diyemeyiz. Her gün bir çocuğu öldürüp beynini zalim kralın yılanlarına yem yaptıklarına bakarsak, zorlanırız. Efsaneler acımasız olur, fakat acımasız fikirler ilham etmezler, o acımasızlıkta acının yerini bulmamızı sağlayabilirler hatta. Hasılı, Ermâyil ve Kermâyil, saf iyiliğin ahlaki ve ruhani nimetlerine sığınmadılar diye, saf kötülüğün yaftasına mahkum edilemezler; fakat üzerlerine aldıkları ağır yükü, cinayet yükünü görmezden gelerek masum azizler de ilan edilemezler.

Zihin belirleme aygıtı
Medya, beyin çıkarıp pişirmez ama yine beyinle ilgili bir iş yapar, malum, zihin belirler. Zihin belirleyici aygıtları da krallar ve adamları başıboş bırakmazlar: Modern medya, sadece Türkiye için de değil, tam da en başarılı olduğu yerlerde, zihinleri ekonomik ve siyasal egemenler lehine belirlemesi için yapılandırılmıştır. Ve işini yine efsanedeki gibi yiyici ‘kral’ lehine, egemenlik piramidinin hep bir üst noktasında olanların işkembeleri ve keseleri lehine yapması için kurulur, buna zorlanır.
Yaklaşık 20 yıldır gazete mutfaklarındayım. İyi olduğunu düşündüğümüz, övülen bir işe katkı sağladığımda doya doya sevinmeyi başaramadım. “Kurtarılan” bir işin yanında, en az bir cinayet yatmıyor muydu? Ayda 30 genci kurtarabildiğimizi öne sürecek kadar becerikli değildik, nasıl buna inanacak kadar safdil olalım? Üstelik temiz dinli olmak ya da ileriyi görmek gibi yeteneklerin edinilmesi için gerekli toplumsal, kültürel imkanların özenle üretilip korunduğu bir iklimde değiliz.
Bir gazete, bir medya düzeninin, yapılanmasının parçasıdır. İçindeki gazeteciler ne kadar çırpınırsa çırpınsın, total medyayı belirleyen öğelerin, ekonomik patronajın, siyasal patronajın ve hukuksal uzamın imkan ve kısıtlarının dayattığı bir vasatı aşamaz. Aşabilmesi için “iyi gazetecilik kuralları”na uyumu sağlayacak ve koruyacak güçler gereklidir. Temiz kalp ve ileriyi görüş yeteneğinin hem var olması, hem iş görebilmesi, demokrasiye katkı yapabilmesi için, diğer demokrasi günlerinin desteği ve işbirliği şarttır. Özetle, mutfaktan görünen, dışarıdan görünenden çok çok farklı değil.

Dördüncü gücün sahibi
Fikir özgürlüğü, ifade özgürlüğü, bilgilenme hakkı, editoryal bağımsızlık, sansürsüz yayıncılık filan, içten, gönülden gelen güzel, tatlı, halis arzularla herkesin üstünde anlaştığı kerametli kavramlar değil ne yazık ki, zamanla öğreniyor insan.
Özgürlük daima bir bedene aittir: Ekonomik egemenlerin ve siyasal egemenlerin güçleri sınırlanıp geriletilmedikçe, onlar aleyhine olacak bir özgürlük kullanımı hayalden ibaret. Buna bir de hitap edilen, eline, kulağına, gözüne ulaşılan “kamu”nun hem bu medya denilen müessese ve hem de onun sahiplerinin belirlediği bir kamu olduğu gerçeğini eklersek, hayal daha da silikleşir. “Medya” çünkü bir zihin belirleme aracı olarak, evde, okulda, kışlada, camide ve fabrikada ağır çekiçlerle dövülen zihinlerin üstüne, hepsinin eksik bıraktığını tamamlayacak ya da devamını onların getireceği balyozlar gibi iner. Bu görevi ifa etmeyenleri de sokakta, büroda kurşunlarlar, olmadı gazeteyi havaya uçururlar. İyi bildiğimiz gibi. “İyi medya” düşmanlıktan fazlasını göremez bu iklimde.
Pierre Bourdieu, televizyonun uyguladığı simgesel şiddetin mekanizmalarını açığa çıkarmaya girişirken, şunu saptar: “Simgesel şiddet, ona maruz kalanların ve aynı zamanda da, çoğu kez, onu uygulayanların sessiz suç ortaklığıyla ve her iki tarafın da onu uyguladıkları ya da ona maruz kaldıklarının bilincinde olmadıkları ölçüde uygulanan bir şiddettir.” (Televizyon Üzerine, Yapı Kredi Yayınları. Çevirmen Turhan Ilgaz’ın önsözdeki ‘medyası gelişmiş ama demokrasisi gelişmemiş ülke’ vurgusu ne çarpıcıdır!)
Bu simgesel şiddet, simgesel olarak kalmaz, fizik şiddeti önceler, çağırır ve bununla da yetinmez, uygulanmış şiddeti onaylama, haklılaştırma söylemleri üreterek ya da o söylemlere eklemlenerek yaşar gider.

Suç ve suç ortaklıkları

Demokrasileri güçlü ülkelerde bile çok ağır sonuçlara yol açan bu sorunlar, demokrasiyi sandıktan çıkan istediğini yapma hakkı olarak güzelce tanımlamış olan yerde sorun olmaktan çıkar, suça ve suç ortaklığına dönüşür. Çalışma hakkının hiçbir güvence altında olmadığı, çalışma koşullarının her bakımdan angarya yasağıyla alay için düzenlenmiş gibi acımasız olduğu yerde “editoryal bağımsızlık”, işsiz yaşayabilme gücüyle eşdeğer olur. Fakat zaten işsiz kalma gücüne sahip olan kişi niye çalışsın? Ekonomik patronun ve siyasal patronun çıkarlarının her zaman örtüştüğü çalışma hayatı, ancak Soma gibi kan donduran, gizlenemez ve siyaseten kullanışlı duygular üreten ölçekte katliamlara ulaştığında haberleşme imkanı bulur, her yıl en az dört Soma’nın yaşanıyor oluşunu gizlemenin en iyi yolu da bu düzenin devamıdır.
Bütün bunlar konvansiyonel medyanın taşıdığı kötülüklerin bazı görünümlerinden ibaret. Şimdi yeni medya yürüyor. Medyum değişiyor. Harold Innis haklı ise, çok büyük değişiklikler göreceğiz. Gutengberg galaksisi başka bir galaksiye dönüşüyor. Egemenlerinin de emekçilerinin de mağdurlarının da içinde olduğu, katkı sağladığı ama kurallarını bilmediği bir galaksiye.
Fırtına gelir
Bu dönüşüm, dijital dönüşüm rüzgarı, daha fırtınasını göstermedi. Bu fırtınada iyi habercilik, iyi gazetecilik, iyi yayıncılık için imkanlar yok değil. Örneğin, “yazar”ı yaratan Gutenberg galaksisi, yerini herkesin okur ve yazar olduğu dijital galaksiye bırakıyor. Fakat işin sırrı, alanı belirleyen güçlerin örgütlenmesi ve konumlanmasında.
“Kahramanlıklarımızla” övünmenin manası yok, bir gün manidar olacaksa da ancak dağa kaçırılmış çocukların Dehhak’ın sarayını yerle bir etmesiyle olabilir, o halde elden geldiğinde “kurtarabildiğimizi” kurtarmaya çalışmaya yazgılıyız. Ermâyil ile Kermâyil bugünkü koşullarda kendilerini kurtarabilirler miydi, kuşkulu. ‘İyi gazetecilik’ diye bir şey mümkünse, çalışma koşulları, devleti ve sermayeyi frenleyecek kural ve kurumlar gerekecek. ‘İyi gazetecilik’ mücadelesi, bu koşul ve kurumların da mücadelesi olmak zorunda.
**
Kişisel bir yazı dedim. Öyle bitireyim: Bana meslekte bir dağ olduğunu farklı farklı tarz ve ifadelerle gösteren Reha Mağden ve Haluk Aytün’ün aziz hatıralarının önünde, tüm çalışma arkadaşlarıma selam ve teşekkür ederim.
Radikal dijital alemde sörfünü sürdürecek. Ben ise bildiğim yola, bildiğim yordamla devam edeceğim.
Hoşçakalın.

0 yorum:

Yorum Gönder