3 Ağustos 2013 Cumartesi

Bu devlete dekoder lazım!

Yazının internette çıktığı gün, 4 ve 5 kodlarının da kullanıldığı anlaşıldı. Süryaniler ve "diğer"leri için, sırasıyla. Yine aynı gün öğrendik ki, sadece "azınlık okullarına kimin gideceği karışmasın" diye değil, "kimin dönme olup olmadığını anlamak için "TSK da kullanmış olabilirmiş. Şaşırmadık. Ayrıca, Agos'ta çıkan habere yol açan belgenin, ardından perşembe ve cuma günü peş peşe (isimlerini vermeseler de) yetkililerin, kodun ne olduğu, niçin kullanıldığına ilişkin açıklamaları, çok da bir sorun görmediklerinin işaretiydi; yoksa hata yapmış da bunu itiraf eden kamusal ağızların beyanatı değil.
Elbette, varlık vergisi, okul ve TSK'nın kullanımı dışında, elimizde o zaman pek de anlam veremediğimiz bir delil daha var: MHP milletvekili Yusuf Halaçoğlu, Türk Tarih Kurumu başkanlığı yaptığı dönemde sarf ettiği "Maalesef bugün Kürt Alevi diye bilinen yurttaşlarımızın önemli bir bölümü aslında Ermeni. Kayıtları var" sözlerinin anlamı da açıklaşmış oluyor. Çok büyük ihtimalle bu beyefendinin esrarengiz bir havayla ifşa ettiği bu bilgeliği, bu kodların sağladığı milli bilgi birikimine dayanıyordu. 
Hasılı, bu devlete dekoder lazım! Çünkü yurttaşı kodlarken, kendi kodlarını da oluşturmuş oluyor. Siyasal iddiası ne olursa olsun, devletin hükümet makamına oturanlar, bu kodlarla iş götürmeyi seviyor. 


 Yurttaşını 
 gizli gizli kodlayan devlet, "
eşit yurttaşlık" 
fikriyle ne kadar ilgili olabilir? 
Egemenleri ne kadar istiyorsa o kadar.


Bir şey daha öğrendik kendimiz hakkında. Türkiye Cumhuriyeti devleti, yurttaşa, aidiyetine göre ayrıca kod verirmiş. Bu devlet bize o kadar yakın ki, kendi hakkımızda bilmediğimiz şeyleri biliyor! Yeni öğrendik, Agos Gazetesi sayesinde. Kime verilmiş kodlar? Şimdilik öğrendiğimiz kadarıyla ve sırasıyla Rumlara 1, Ermenilere 2 ve Yahudilere 3 kodu verilmiş. Adı da var: “Soy kodu.”

Radikal’e konuşan nüfus yetkilisi, işi Lozan’a bağlamış. “Ha, Lozan madem, mesele yok” denilmesi bekleniyor herhalde. Mantığa göre, “resmi azınlık”ların gidecekleri okullar böylece karışmayacak. Masum yani, kimse yanlış okula gitmesin! Yetkili diyor ki, “2 koduyla kaydedilmemiş yurttaş, Ermeni okuluna gidemez.” Pozitif ayrımcılığa da sokarlar bunu, az dalgınlık yaparsa dinleyen!

İMPARATORLUK MİRASI BİR AYRIMCILIK
Yetkiliden devam edelim: Bu kodların başka amaçlarla kullanılıp kullanılmadığı hakkında bilgisi yokmuş; üç grup dışındaki topluluklara kod verilmediğini söylüyor, bundan emin.
“Başka amaçlarla kullanılıp kullanılmadığı” kısmı önemli, döneriz, ama önce “kod”lamanın kendisine az bakalım: Lozan’dan öncesini biliyoruz, sır değil. Bu üç milletin ne yapacağı, ne yapamayacağı, ne cins ve renk elbise, pabuç giyeceği, ne giyemeyeceği, ne taşıyacağı, ne taşıyamayacağı devlet umuruydu. “Osmanlı hoşgörüsü” makamından sağ kanat resmi-devletlû türküleri bir kenara bırakırsak, hiyerarşik imparatorluk mantığından eşitlikçi yurttaşlık mantığına geçiş sürecine devletin nasıl ayak sürüdüğünün tarihi yatar bu “kod”da.
“Gayrimüslim” adıyla tekleştirilen üçlü grup, tek tek özelliklerine göre sürekli ve kurumsal bir ayrımcılığın nesnesi olarak görüldü. “Milleti hâkime”, onların kaderi hakkındaki mutlak söz hakkını hiç bırakmak istemedi. Osmanlı için “normal”, 1924 için “anlaşılır” deyip geçebilir miyiz? 2013’te olmasak, yani aradan 89 yıl geçmiş olmasa, bu “ayrımcı”lık hâlâ bu kadar faal ve üstelik gizli biçimde iş başında olmasa, belki.

1’LERİN, 2’LERİN, 3’LERİN MALI MÜLKÜ
“Başka amaçlar”a bakalım az da. Ne tür başka amaçlar olabilir? Bunu da başka bir “devlet” uygulamasına bakarak kavrayabiliriz gibi görünüyor, 1983 ve 2001 tarihli iki genelgeyle kararlı biçimde sürdürülen bir uygulamaya.

Genelgenin emridir: 1924’ten önceki tapu kayıtlarıyla ilgili olarak tehcir ya da mübadele edilen Gayrimüslimlerin mirasçılarına, Tapu Müdürlükleri hiçbir surette bilgi vermeyecek. 1924 mübadele yılıdır malûm, yani 1 kodlularla ilgili bir mesele. 1915 de “tehcir” yılı malûm, yani 2 kodlularla ilgili bir mesele. Giden gider, kalan mallara ne olur? Genelge de bunu söylüyor zaten: Giden gider, kalan mallar “bizim”dir! Delil aramadan bir varsayım mümkün: Bu kodlar, sadece kimin hangi okula gideceğini değil, bu mal mülk gibi fani işleri düzenlerken de hayli işe yarar. Bir de spesifik araştırma alanı önerebiliriz: Şu ünlü Varlık Vergisi, devletin elinde bu kod’lar olmasaydı nasıl uygulanırdı? Yine bu kodun, kamu görevlisi seçiminde, ehliyete, liyakata değil de soya sopa bakmaya ayarlı bir devletin elinde altın değerinde olduğunu da güvenle iddia edebiliriz.

BU DEVLET KODUNU ESİRGEMEZ!
“Bu üç grup dışındakilere kod verilmedi” iddiasına gelelim. Devlet öyle diyorsa öyledir, ama biz o üç grubun kodlandığını da yeni öğreniyorsak, kuşkulanmak bir hakka dönüşmez mi? Bir devlet, nüfusu çekip çevirmek için icat ettiği bir tekniği, sadece bir grup için kullanmakla yetinir mi? Hele cumhuriyetin sır olmayan ve her aracı kullanmaktan çekinmeyen asimilasyoncu arzusunu hesaba katarsak? 1925 sonrası genel Kürt politikası, 1930’ların başında hazırlıklarına girişilip 1937-38’de kanlı finali sergilenen Dersim düşünülürse, bu kod işi “1, 2, 3”le sınırlı kalmışsa şaşırmak gerekir.

“Cumhuriyet Osmanlı mirasçısıdır” sözü, “Osmanlı’da oyun çoktur” sözüyle güzel gidiyor: “Yurttaşlık” yükümlülüklerden ibarettir bu halef selef yönetimin aklında, “eşitlik” de en fazla efendiler arasında bir oyundur, varsa. Geri kalanlar, kodları kadar konuşsun! (2 Ağustos Cuma, Radikal İnternet)

0 yorum:

Yorum Gönder