12 Nisan 2011 Salı

Portreler/Faruk Eren


I

güneşin dikeniydi çizen
işte tam şuraya
gülümsemesinin başladığı yere
balmumu kadranına kalbinin
o kızıl çemberi

yüzündeki akrep
yelkovandan hızlı dönüyor
günü bitmek bilmiyor bazen böylece
bazen gecesi kim bilir kaç gece

kayıtsız bir nakkaş
gibi çalışır güneşi
çizer ve döndürür
yeniden
ve yeniden
o kızıl çemberi


sarıp sarmalasın
diye bedenini
yaklaştığında ona
dokunduğunda
bilmeden kanamanın sürdüğü yönü
ışıkta saklanmışı
karanlıkta

hazır darbeyi:

acının zembereğini boşaltan darbe
zihindeki burguyu çalıştıran
yine bedende taşınır
bedende bitip bedende başlayan




II

sönüp gitti mi sonunda
içinden geçtiği yangın
bırakıp dalgın yüzünde
alevlerin oyununu?
 
birlikte doğduydu
o güneşle
birlikte göz kırpıyor. ağır
ağır anlatırken ardında kalan yolu

önünde bir yol açılıyor
kelimeler düşüyor tozuna
bir kaybolan bir beliren defter
bir dökülüyor bir toplanıyor kelimeler

sessizce dolanıyor kenti
yere dönük karaltısısaklasın diye yağan kül
içindeki közün sıcaklığını


III

beyaz bir gül gibi
ufkunda düşlerinin
uzak denizlerde seferde
yelkenlisi gençliğin

su kesiminden fırlayıp
gülüşünün dikeniyle çiziyor

güneşin kadranına
o kızıl çemberi

çalınca sirenleri yalnızlığın
vurgunun yenilenme vakti

0 yorum:

Yorum Gönder