29 Mart 2018 Perşembe

Koçgiri'de bir Topal Osman şarkısı





Gaza Pulumurê bi çekem e
(Pülümün yaylası meşelidir)
Giran giran çumi cem e
(Ağır ağır gittim yanına)
Min go de mala te bi şewitî Topal Osmanê xwînî
(Dedim evin yansın kanlı Topal Osman)
Li gencê d’me xist ji xelkê me ra vekir mahkeme
(Gençlerimizi vurdu, halkımıza güttü dava)

Dilo yêman keko yêman
(Yüreğim aman kardeşim aman)
Çiyan girt berf û duman
(Dağları aldı kar duman)
Me ra bişîn Şah ê Merdan
(Bize yolla Şah-ı Merdan)
Dilo yêman keko yêman
(Yüreğim aman kardeşim aman)

Yerî yerî aşîr yerî
(Yürü yürü aşiret yürü)
Meftay di me me ra kirin e koza dêrî
(Ölülerimizi bize ettiler kapı kilidi)
Bûkê di teze kuştin
(Taze gelinleri öldürdüler)
Girtin e zêrê d’sêrî
(Aldılar alınlarındaki altınları)

Dilo yêman keko yêman
Çiyan girt berf û duman
Me ra bişîn Şah ê Merdan
Dilo yêman keko yêman

Kopruyen binê Pulumurê dûdû sisê ne
(Pülümürün köprüleri ikidir üçtür)
Zava bûkê di teze kuştine
(Taze gelin damadı öldürmüşler)
Zarê d’yek salî du salî li qucê ne
(Kucaklarında iki üç yaşlarında çocuklar)
Min go de dava me bimînî mahşerê Hezretî Hûsên ê
(Dedim davamız kalsın mahşere Hazreti Hüseyin’e)


*

İki yerin üstünde duracağım.
Biri, “Meftay di me, me ra kirin e koza dêrî.”
Ölülerimizi bize kapı kilidi yapmışlar. Ölüler nasıl kapı kilidi olur? “Meftay di me”, ölülerimiz. Koçgiri Kürtçesinde normal çoğul eki (an) yerine “di” kullanılabiliyor; izahını dilbilimciler bulur elbet, burada o örnekle karşı karşıyayız: Meftayên me yerine “meftay di me”, “zava bukên teze” yerine, “zava bukê di teze” gibi. Ama üstünde duracağım yer dille ilgili değil, cümlenin devamı: “… me ra kirine koza dêrî.” “Bize yapmışlar kapı kilidi.”
Toplarsak: “Ölülerimizi bize yapmışlar kapı kilidi.”

Kilit, malum, açılmayı engelleyen düzenek. Ölüler, kapıların açılmasını engelliyor. Ölülerle kapı kilitlenmiş.
Kürtçede (En azından Koçgiri Kürtçesinde) kapı “alınır”, kapıyı kapatmak, kapıyı “almak”tır. Kapatılan kapı, açılabilir elbette. “Kilit” ise, kapının bir daha açılmaması demektir. “Dêrî koz e” denildiğinde, kapı kilitlidir, denildiğinde, o kapı bir daha açılmaz. Ocak sönmüştür, Türkçesi.
“Meftay di me, me ra kirin e koza dêrî.”
Ölülerimizi kapımıza kilit yaptılar.
Kapımızı açılmaz hale getirdiler.
Ocak söndü yani.

*
İkinci üstünde duracağım yer:

Bûkê di teze kuştin
Girtin e zêrê d’sêrî

 (Taze gelinleri öldürdüler)
(Aldılar alınlarındaki altınları)

Taze gelinleri öldürdüler
Alınlarındaki altınları aldılar

Bu sinematografik imge, şarkıda adı geçen ünlü kıyıcı Topal Osman’a hala süregiden sevgi ve saygıyı anlamaya yarayacak anahtarı içinde taşıyor: Topal Osman, Ermeni soykırımında faal rol oynamış bir Osmanlı subayı. Yine Pontus Rumlarının kıyım-kovulma sürecinde faal rol oynamış biri. Koçgiri’de görevlendirilmesi, Ermeni ve Rum kıyımlarındaki başarısına referansla yapılmış olmalı. Topal Osman adına heykel var, zaman zaman anılıyor, TRT’de adına yakılmış şarkılar çalınıyor. Bir “katil” olarak bizzat Mustafa Kemal’in izniyle, Mustafa Kemal’in de suçlandığı bir cinayette oynadığı rol yüzünden öldürülmüş olmasına rağmen, bir “mücrim” değil devlet nezdinde de (yoksa niye TRT çıksın şarkıları?) “toplum” nezdinde de: O şarkıları kim dinliyor?

Biz şarkıdaki ana dönelim: Taze gelinler öldürülüyor ve alınlarındaki altınlar alınıyor. Kim alıyor o altınları? Topal Osman ile birlikte kim varsa o, onlar. Koçgiri küçük bir aşiret mesela Pontus Rumlarına göre nüfusu çok az, Ermenilere göre çok çok az. Topal Osman ve beraberindekiler Pontus etnik temizliğinde ve Ermeni soykırımında o altınlardan almamışlar mıdır? Koçgiri’de oralarda geliştirdikleri zulüm teknikleriyle gelmemişler midir? Koçgiri şarkısı, sadece Koçgiri’de bir kere görülmüş bir hikâyeyi değil, o enstantanenin “alındaki altınlara” uzan elin geçmişini, tarihin de kaydediyor değil midir?

O altınlar, lanetli paydır. O altınların gittiği kursaklar, o altınların o kursaklara gitmesini onaylayanlar, Topal Osman ve beraberindekilerin ve diğer sayısız Topal Osmanların öyküsünü nasıl hatırlar ve hatırlatmak ister? Bir kahraman. Milli bir evlat. O altınların öyküsü, o kanlı servet transferi, bugün yaşadığımız felaketlerin, yanan ateşlerin yer altında oynaşan magma ateşi değil midir?

*
Birkaç Topal Osman’lı Koçgiri şarkısı daha var aklımda. Birinde,
"Topal Osmanê xwînî" deniliyor, "Gêncê di me avet çahalan.”

“Kanlı Topal Osman/Gençlerimizi attı çukurlara.”

Çukurlara atılan sadece gençler değildi elbette ama gençlere daha çok yanmak, bir söz imkanı varsa onu da gençler için kullanmak acılı toplumların sık görülen adetlerinden.

*
Tekrar edelim o vakit: “Arşiv devletinse hafıza bizimdir.”
Arşiv devletindir, ister açar ister açmaz ister öyle sunar ister böyle sunar. Hafıza bizimdir, işte bu Koçgiri şarkısı bir hafıza şarkısıdır. Tarihi yazılmamışsa da, yazılmayacaksa da, hafıza buradadır.
Altını alan ellerle birlikte yazılabilir mi hiç o tarih?




0 yorum:

Yorum Gönder