22 Şubat 2017 Çarşamba

Babamın Sesi

                                                                             “Sonsuza dek yaşayan Roma değil
                                                                              Evrendeki yeridir insanın.”
                                                                                                               Osip Mandelştam





Babam bülbül gibi şakıdı meclislerde. Neşe günleriydi. 

Babamın sesini sevmeyi ne geç öğrendim! Ne geç öğrendim ellerini sevmeyi! Sesindeki acıyı, ne geç!

Ses kesiyorlar. Söz. Gırtlak. Kesilmeyen
sesleriyle anlatıyorlar da anlatıyorlar çekiç
vurur gibi taşa girmeyen çiviye.

Taşı kırıp tarla yapmıştı babamsa. “Gurtê Xalîs.” Şenlendirdiği yurdu kalmadı ona…
Babam hep sessizdi meclislerde. Bileceksiniz işte, sözünü zimmetlemişlerdi kendilerine, sesini daha gırtlağında almışlardı. Bense sessizliğine kin biriktirmeyi dünya marifeti saydım. Zan. Nezanın kârı. Deva öğrendiğim zehir. Boğazdan geçen ateş boğum boğum.

Gırtlak alırlar. “Kêr dabûn ser gewrîyê.” Gırtlağa dayanmış bıçak, sapı kendi elimize tutuşturulmuş.
Babam sessizdi meclislerde. Lal.
Babamın bülbül gibi şakıdığı meclisler de vardı--  “Zimanê Qoçgîrîyan pirr bu, wek genimên wan...”
Buğday mı önce bitti, söz mü bilemedik. Sessizce toplayıp göçü indik dağımızdan; dediği gibi Gülten Akın’ın: “Göçtür göç vuran davulumuz.”

Göğsüm yarılıyor. Kara
Kan ağıyor baktığıma
Yüküm ağır sanıyordum
Omuzları çökerten yük…
Bu neymiş ki daha, her seferinde öğreniyor kişi, bu neymiş ki daha!

Babam babasızdı. Annesi demişti: “Zarokên sêwîyan jî sewî ne.”
Bir felaket değildi bu, tek felaket hiç değildi- ölmek istediğim gün öğrendim.  Ölmek istemeseydim, felaketin büyüklüğünü anlamam da olanaksızlaşacaktı.
Ölmek istedim ve asla yaşamadığımı bildim.
“Yêk hildiweşî yêk vedibî pelûgên jiyan.”

Yaşamın yaprakları yeşerir düşerken boğazımda düğüm düğüm söz.
Söz.
Ben doğmadan benden alınan söz. Babamdan.

Ben doğmadan bana yazılan söz: “Varlığım varlığına armağan olsun…”
Bu neymiş ki daha!
Ses de alındı sonra, sonrası sessizlik olsa keşke. Sonrası, beni seni sarmalayan tor. “Torê felegê pir xayîn e.”

Babam da sessizdi hep meclislerde. Kurulduğunda. Dağıldığında. Önce kendi adı alındı elinden, sonra benim.
Adım. Taşıyamadığım. Yurtsuzluktan öte yurt mu var? Oturduğum yerde göçteyim, ne yükünü ne yolunu bilen kervan. Bir yurtsuzluktan bir başkasına; bir dünyasızlıktan...
Roma’ya mı çıkar tüm yollar, Roma’dan uzaklaşırken benimki?
“Rom xayîn e.”

Haindir Roma!

0 yorum:

Yorum Gönder