16 Ekim 2016 Pazar

İsmail Maşuki'nin İstirahatgâhında Söyledikleri

"Gel eriş bir katreye kim anda ummân gizlidür"



Bir yanım denizken
daha az yoruluyorum insan olmaktan
Yaşadığımdan daha az. Öldüğümden
Bir yanım denizken…

Söyledim. Sözdeki fazlaları
Söyledim. Fazlalarını.
Ata ata kattılar beni divana. Attığım sözlerden kurulu tahta kurulmuşlar
Atık sözlerden örülü çuhalar üstünde. Üstlerinde ipek libaslar. Altın, gümüş halkalar parmaklarında, boyunlarında.
Ortada bir Süleyman. Ne gelmiş ellerinden ölümümüze tuğra çekmekten başka? Bizim ve öz kardeşlerinin…. Oğullarının... Bir de gözlerine mil eteklerine yüz süren emret yeğenlerinin. 

Mahkemesi başladı muhakemesiz zilletin

Kanıt istediler
Ağzımdan çıkanlara
“Ağzımdır kanıt” dedim, “Sesim.” Yetmedi.
Yetmemiş bedenim, varlığım.

Bedenim kanıt olmasa, ayırırlar mıydı başımdan?

Aldım başımı geldim, derinlerden.
Sahilde bir mest, ağlar kızıl şarabın yudumlarken. Ser mest. Dil mest. Hal mest.
“Başın için” dedim, “al başımı. Göm beni toprağa. Geldiğimiz yere.”
Geçmiştir toprak. Her ne geçmişse orada. Gelecektir toprak. Her ne gelecekse oradan. Bilmediler, ummana dalmaya geldiydim. Daldım geldim geri toprağa

Söz kuşları sıyrılıp günün yapraklarından, geceme ışıyor.
Bir yanım denizken
Daha iyi dayanıyorum güne, geceye, söze, sessizliğe.Evet, sesleri ulaşmıyor buraya, dünyayı yankıyorsa da.

Dalgalara konuşuyorum, dalgaları dinleyip...  Takılıp peş peşe sözlerine dalgaların...  Dalgalara söylüyorum...  Balık olduğum zamandan kalma sözleri.  Balıklarla bile olduğum. Dinleyeceğim ve balık olduğumda... Seni duyan var mı Süleyman, balıklar arasında? 

Sızılalarla dolu bir küp var-ruh diyoruz ona. Umman.  Beden diyoruz günün dikeniyle çizilene. Toprak.
Kim sınır çizmiş ummanla toprak arasına? Sen mi Süleyman yağlı urgan atarken evladına? Her sözün ölüm. Ölümün de bir sözü var bildin mi hiç Süleyman?

Süleyman
Bir bedene aittir her söz. Arar
Koparıldığı yeri. Ben ki öldüm
Süleyman divanında 
Ölmedi sözüm



0 yorum:

Yorum Gönder