16 Ekim 2014 Perşembe

Cezası hafif, bedeli ağır: Sokağa çıkma yasağı, diktatoryal bir yetkidir

Sokağa çıkma yasağı,
darbeler, işgaller, iş savaşlar
gibi dönemlerde uygulanıyor.
Ağır bir uygulama yani.
Fakat kanundaki cezası hafif: 100 lira... 






Hiç kimse kaynağını konundan almayan bir yetkiyi kullanamaz.
Sokağa çıkma yasağı, temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması bile değil, askıya alınması anlamına gelir. Mevcut hukuku askıya almak, bir olağanüstü yetkidir, bir diktatoryal yetki.

Kanunda iki kaynak
Mevcut hukukta sokağa çıkma yasağı "yetkisi" iki durumda verilmiştir: Resmi olağanüstü hal ilanından sonra, olağanüstü hal idaresine ve sıkıyönetim ilanından sonra, sıkıyönetim komutanına. İki durum da anayasada tanımlanmış hukuku askıya alma müesseseleridir, böyle olmakla son derece tartışmalıdırlar, fakat biz bu tartışmayı bırakalım. Çünkü şu anda ne ilan edilmiş bir olağanüstü hal yönetimi, ne de ilan edilmiş bir sıkıyönetim söz konusudur. O halde ilan edilen sokağa çıkma yasakları hukukun evrensel prensiplerine aykırıdır.
O halde durum şudur: Sıkıyönetim ilanı olmadan sıkıyönetim yetkileri kullanılıyor,  olağanüstü hal ilanı olmadan olağanüstü hal uygulanıyor.
1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu'nun üçüncü maddesinde, sıkıyönetim komutanının yetkilerini düzenleyen maddede var. Madde 3/l şöyle:
"Sokağa çıkmayı kayıtlamak ve yasaklamak ve gerektiğinde sivil savunma tedbirlerinin tümünü veya bir kısmını aldırmak;"
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu'nun a ve b bentleri de şöyle:
"a) Sokağa çıkmayı sınırlamak veya yasaklamak,
 b) Belli yerlerde veya belli saatlerde kişilerin dolaşmalarını ve toplanmalarını, araçların seyirlerini yasaklamak,"

Dayanaksız bir dayanak
Son sokağa çıkma yasakları için hukuki gerekçe olarak kullanılan 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11/C  maddesi ise şöyle:
"C) İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir.
Bunları sağlamak için vali gereken karar ve tedbirleri alır. Bu hususta alınan ve ilan olunan karar ve tedbirlere uymıyanlar hakkında 66 ncı madde hükmü uygulanır."

Üstünde yorum yapmaya çalışmak utandırıcı olmaz mı şimdi bu maddenin? Sıkıyönetim Kanunu ve Olağanüstü Hal Kanunu, açıkça yazıyor "sokağa çıkma yasağı" yetkisini; esasen bu bile uygulamayı "hukuki" hale getirmeye yetmezken, yetkiden hiç söz etmeyen bir maddeyi "hukuki mesnet"  diye göstermek ayıp değilse nedir? Gösteren utanmayınca, gören utanır çaresiz.

Al 100 liranı git
Bir de, bu yasağa uymayınca ne oluyor? Madde 11/C diyor ki, madde 66 uygulanır. Madde 66 diyor ki, Kabahatler Kanunu Madde 32 uygulanır. KK Madde 32 de diyor ki, 100 lira para cezası uygulanır.
Hiç kimse kaynağını kanundan almayan bir yetkiyi kullanamaz. Bir kişi hariç: Kanunu askıya alan kişi. Bir diktatör. Valiler, diktatöryel aklın, ruhun ve bedenin minik modelleridir. Siyasal bir kavşakta ok işaretileridir onlar, demokrasiye giden yol hariç hepsini gösterirler.

Emsalsiz bir cümle
Valiler bu cüreti nasıl gösterir? Elbette merkezin himmetiyle. Hükümetin ve kabineyi oluşturan herkesin tüm emir ve görüşlerine bağlı olmanın yanı sıra, onların tüm yetkilerini de kullanır. Gözü, kulağı hep merkezdedir. Sokağa çıkma yasaklarına giden yol da İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın iki gün önce söylediği ve merkezin sokağa ve sokağa çıkacaklara bakışını kamilen yansıtan sözüyle açılmıştı. Ne demişti Ala? Henüz eylemlerde kimse ölmemişken şöyle demişti: "Şiddet misliyle karşılık bulacaktır."
"Şiddet-eylem" bağıntısına ilişkin tartışmalara girmeden not edelim: Sadece hükümetten ve onun valilerinden izin alınarak yapılmış eylemleri "şiddetsiz eylem", kalanları şiddet eylemi olarak tanımlayan bir açıklamaydı bu ve tüm sorumluluğu gösteri ve yürüyüş haklarını kullanmak isteyenlere yıkmayı amaçlıyordu. Bildik devlet nutukları. Nutkun içindeki "misliyle karşılık verme" ifadesi ise sokağa çıkma yasağına giden yolu aydınlatıyor: Misliyle karşılık, bir uluslararası hukuk kavramı olup, uluslararası şiddet ilişkilerini düzenler; çatışma hukukuna aittir en özetle. Yurttaşlar haklarını kullanırkan "haksızlık" yaparsa, şiddet, vandalizm vs. uygularsa yapılacak şey bellidir: Kanunlardaki usuller çerçevesinde, kanunlarda yazılı cezaları alırlar. "Mukabeleyi bilmisil" "düşman"a aynı şekilde cevap vermeyi deyimler. Yurttaş düşman değilse bu cümle ne? Bu cümle "hukuki"yse, yurttaş ne? Düşman mı?
Hatırlatalım, son şiddet dalgasında ilk can kaybı haberi Varto'dan gelmişti, bir yurttaş güvenlik güçlerince öldürülmüştü.
Ne yapsak? Buyrun 100 liranızı, askerinizi, polisinizi, tankınızı, TOMA'nızı alıp gidin desek işe yarar mı?

YAZI, 9 Ekim 2010'DA diken.com.tr haber sitesinde çıktı. Buyrunuz...

0 yorum:

Yorum Gönder