Kayıtlar

Abdülhamit o doktorayı almazdı, muhterem!

İzninizle biraz Abdülhamit'çilik yapacağım!  Güzide memleketimde insanın mecbur kalmayacağı şey yok. Önce, istibdat filan meselesini askıya alalım bir. Çok konuştuk onu, gene konuşuruz. Şimdilik askıda dursun, kırışmasın. Uzatmayacağım lafı, şu doktora meselesine gireceğim. O da çok konuşuldu, eleştirildi, ama bir şey eksik kaldı sanki. Padişaha mezarında rahat vermek yerine doktora vermenin bir tür saygı olduğunu düşünmüş olmalılar. Bu aralar ruh çağırmak moda ya, ondan da olabilir. Mezardan sultan kaldırma tiyatrosunun doktora perdesindeyiz.

Gelecek bize gelmez, biz ona geliriz

‘Kürt sorunu’nda yığınla laf dolaşsa da konumlar ve ona bağlı fikirler, yani tavırlar basittir. İlk tavır, şiddet destekli kadim yok etme politikasıdır, yani inkar-imha-asimilasyon. “Kürt eğer Türk olmayacaksa ona hiçbir şey vermeyelim” der. İkinci tavır: “Kürt’e her şeyi verelim, o da karşılığında Kürtlüğünü istemesin.” İlkinin bir almaşığı. Farkı, ilk tavrın zamana göre elden geçirilmiş oluşunda. Üst kimlik deyip ‘üstün kimlik’ fikirini yutturmalar, ‘milliyet’ten büyük millet filan lafları buradan çıkıyor. Üçüncü de ilk ikisinin yaratacağı sıkıntıyı azaltacak, ilk ikisinin “tarihten dersini biraz almış” bir versiyon: “Kürt’e Kürtlükle ilgili bir şeyler verelim, bir TV kanalı, kurs, kitap, dergi, gazete yayını filan, o da artık bize sorun çıkarmasın.”

Barışın hukuku savaşın hukuku

Mevcut hukuk,  bu savaşın bitmesini değil,  sürmesini öngörür.  Bir barış inşa ediyorsak,  o barışa uygun hukuku da  inşa ediyor olmalıyız.

Düşkurusu

Hrant ‘millet’ten sayılmadı!

Her fiilin, nefes almanın  bile ‘terör’ olarak tanımlanabileceği bir ceza sistemi içinde,  etnik-dinsel-siyasal sebeplerle  örgütlenip bombalama, tehdit ve cinayet ‘terör’ sayılmadı. Yargıtay'ın  "gerekçeli" kararı da çıktı.  Açıklanan kısa karardan daha da vahim. Sayfalarca hataları gösterilebilir, ama analitik açıdan gidebileceğimiz yer hep aynı. Aslında, çok zaman önce, ilk karar verilince yazdığım bir yazıdan daha  fazla söylenecek bir şey yoktu belki de. Ama işte insan duramıyor, bir işe yaramayacağını bilse de söylemek istiyor. O yazı: Dinibir uğruna giden Ermeni.

Hrant Dink'i vurmak neden terör olmuyor? Nasıl oluyor da olmuyor?

Vidyo yaptırdılar yine bana, aha buradan bakılınca görülüyor .

Sınıfsal cinayetlerden sınıfsal katliamlara

Resim
Yazı Radikal İnternet'te yayınlandığında can kaybı 900'lerdeydi. Yazının çıktığı gün 1000'i geçti ne yazı k ki .    "Fotoğraflar, ayrıcalıklı kesimlerin ve hayatlarını emniyet altına almış olanların görmezlikten gelmeyi tercih edeceği konuları “gerçek” (ya da “daha gerçek”) kılmanın vasıtasıdır." Böyle diyor Susan Sontag. Gerçek, bir tane değil yani. “Daha gerçek” var. Daha dahası da var. Bangladeş’te 24 Nisan’da binlerce çalışanın üstüne yıkılan, 1000 den fazla insanın öldüğü o binanın enkazından tüm dünyaya yayılan fotoğraftaki gibi.