11 Ocak 2016 Pazartesi

Meşkler: Karınca


Karınca, güçsüz olandır. En güçsüz.

Mimar Sinan, koca mimarlar başı (bugün olsa "bayındırlık bakanı" diyeceğimiz devletlu) kendisinden "mûr-î nâtuvan" diye bahseder. Güçsüz karınca. Kibri de içeren bir tevazu mu? Osmanlı bürokrasisinin Allah ve Padişah karşısında stilize edilmiş konuşma şartı, tevazunun şemalaşmış, resmileşmiş hali.
Karınca, güçsüzdür; güç mesellerindeki yeri budur. Güçsüzlüğün birimi. Demek ki "güç"le bağı, derdi var.



*

"Karınca ezmemek", iyi bir kişilik alameti sayılır. Bir sünnet. Çünkü karınca güçsüzdür. Karıncaya zarar getirmemek, karıncaya özenmek, hem iyi, hem adil bir kişilik alameti. Başkası için söylenirse, iyi kişidir demek. Kendi için söylenirse kimi zaman savunma, kimi zaman böbürlenme. 


*
Karınca güçsüzdür. Hz. Süleyman'ın ordularına karşı tedbir alma zorunluluğu hissedendir karınca. 

Neml (Karınca) suresi, 16-19 ayetler: 

"
Süleyman, Davud'a varis oldu. Dedi ki: "Ey insanlar, bana, 'kuş mantığı'(dili) öğretildi ve her bir şeyden(ilimden) verildi. Muhakkak bu, apaçık bir lütuftur(nimettir).
Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları toplandı ve onlar, düzene konup, sevk edildi.
(Ordu), karınca vadisine geldiği zaman, bir dişi karınca (kraliçe) dedi ki: "Ey karıncalar, meskenlerinize(yuvalarınıza) girin ki; Süleyman ve ordusu, farkında olmadan sizi ezmesin!"
(Süleyman), bu söze tebessüm ederek güldü ve dedi ki: "Rabb'im, Senin nimetine teşekkür etmeye, beni, muvaffak kıl! O nimet ki onu, bana, anneme ve babama verdin. Razı olacağın salih amel yapmaya (muvaffak kıl)! Ve beni, rahmetinle, salih kölelerinin arasına kat!" 
"

*

Hadis de var. Güç ile güçsüzlüğün ilişkisi, adalet ilişkisidir. Buhari, Ebu Hureyre'den rivayet eder: 

"
Resulullah'ın şöyle buyurduğunu işittim:
"Nebiler'den birini karınca ısırmış. O peygamber, karıncaların (yuvalarının) yakılmasını  emretmiş. Bunun üzerine Allah'u Teala, o nebiyi:
"Seni bir karınca soktu değil mi? Ya sen, Allah'ı tesbih eden ümmetlerden bir ümmeti yakmadın mı?" sözleriyle azarlamıştır.
"

Nebi, gayri adil davrandığı için itab edilmiştir. Gayri adil: Bir karınca sokunca, karınca ümmeti yakılmıştır. Hadiste, sokan karıncanın öldürülmesinin onaylandığı izlenimi edinilebilir, fakat bunu kesinlemek imkansız. Tersi daha kuvvetli ihtimal: Sokmaya karşılık öldürme. 
Karınca meseli, adalet meselidir. Karınca sorunu, adalet sorunu. 

*
Karınca güçsüzdür. Gücün niteliğini ölçer bu haliyle. 

Hz. Süleyman ile karınca kıssası bir değil, bu da kitap dışı kitaplardan:

Bir gün Hz. Süleyman, bir karıncaya yıllık yiyeceğinin ne olduğu sorar. 
Cevap: "Bir buğday tanesi."
Hz. Süleyman, cevabın doğruluğunu denetlemek ister. Karıncayı bir şişeye koyar. Yanına bir buğday tanesi bırakır. Bir yıl sonra gelip bakar ki karınca tanenin yarısını yemiş. Nedenini sorar.
Karınca der ki: 
"Daha önce benim yiyeceğimi yüce Allah verirdi. O'na güvenerek tanenin tamamını yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz. Nihayet bu aciz bir insandır diye sana güvenemedim. Beni unutabilirdin..."

Hz. Süleyman, karıncayı niye hapseder? Bilmek için. Bilmek güç olduğuna göre, gücünü artırmak için? Her halükarda, en güçsüz olandır karınca, mesel aleminde. (Bilim, "gücünün bilmem kaç katını taşıyan çok güçlü bir canlı" diyorsa da, bilimin açıklaması, edebiyatın anlam yükleme gücünden başka iş görür.)
En güçlü, Tanrı, gücün vekili, peygamber ve en güçsüz kul üçgenindeki mesel, en güçsüzün Tanrı dışında güvenebileceği bir şey olmadığının teyididir. Mesel peygamberi doğrudan eleştirmez, hapsetmesindeki adaletsizliği açık tartışma konusu yapmaz; peygamberin hapsetme fiiline karşı karıncanın tedbirini hisse olarak çıkarmanın yoludur bu. Tartışma orada, hapsetmede başlasaydı, en güçsüzün doğrudan Allah ile bağının, inancının niteliğinde dair hisse sağılamazdı. Fakat mesel, peygamber de olsa kulun kula güvenmemesi kuralını perçinlerken, hapsetmeye de dolaylı bir eleştiri getirir: Paygamberin güvenilmezliği, hapsetmesiyle ortaya çıkmıştır. Hapsetmeden bir tane verse, o tane doğrudan "rızk" olarak algılanacaktı. Hapis, kudret gösterisi (üstelik sadece bilme amaçlı-bir tür bilimsel deney) eşliğindeki hapis, güvenilmezliğin asıl kendisini ifşa ettiği yerdir.

*
Sadece peygamberler değil, padişahlar da karınca ile imtihana girmiştir. Osmanlı sultanı Süleyman, sarayın bahçesindeki ağaca dadanan karıncalardan kurtulmak ister. 
Hocası, (ünlü şeyhülislam) Ebusuud'a konuyu sorar. Şairlik davası da vardır, bir beyt ile sorar: 

Meyve ağaçlarını sarınca karınca 
Günah var mı karıncayı kırınca?

El cevap: 

Yarın Hakk’ın divanına varınca
Süleyman’dan hakkın alır karınca

Öykü, meyve ağaçlarının zarar görmesini engellemek amacıyla bu yola tevessül ettiği bilgisiyle anlatılıyor genellikle. 
Belki de ağaç sevgisindendir? Bilemeyiz. Ağacı seven karıncayı da sever diyebilir miyiz? Şart değil. Ama şunu diyebiliriz, "temizlik", "istenmeyen unsurlar"dan kurtulma, kendi bahçesindeki ağacı sadece kendisine  ayrıma, bir devlet tavrıdır zaten. "Yabancı" korkusu, "yabancı"dan arıtma arzusu, bir devlet arzusu aynı zamanda. 
2. Süleyman'ın (Fetret dönemdeki Süleyman'ı da katarsak) tedbiri neden? Hz. Süleyman ile karınca kıssasını biliyor mudur? Muhtemelen. Neml suresini? Elbette! O halde, belki de bir iktidar düzenlemesidir öykü: Çünkü Süleyman'ın sıfatı "Kanuni"dir ve öykü bu takınılmış kanuniliği pekiştirmeye hayli elverişli. Yürütme, Sultan, icrasını yargıya danışıyor. "Kanuni" olmak zordur ama "kanuni" bilinmek o kadar da zor değildir. 

Kanuni, "Muhibbi" mahlasıyla şiir saltanatında da yer etmek ister. 

Karınca orada da var. Bir gazeli şöyle başlar: 

"Sakın aldanma cihâna olmasun sende gurûr
Ne kadar devlet bulursan kendözüni eyle mûr"

Sultan oğlunu bu cihan aldandığı için mi boğdurur, özünü, nefsini "karınca" gibi zayıflattığı için mi bilinmez; şu bilinebilir ama: Sultan ne dersen desin, sıfatı ne olursa olsun, "karınca" o değildir. Olamaz. Kudret mecazen terk edilebilir sultan için, fiilen o kudrete aittir. Kardeş, oğul boğdurulacaktır. Geriye güzel meseller, gazeller düzmek kalır, kalırsa...

*
Güçsüzlük, sadece gücün niteliklerinin, kapsamının, güçlünün kişilik özelliklerinin sergilenmesine yol açacak değildir elbette, güçsüzlük, adalet gereğinin, adil olma çabasının anlatımına da yarar. 
Demişler ya  karıncaya "senin suyun mu söndürecek Nemrut ateşini?" Demiş ya: 
"Söndüremese de kimden yana olduğumu bellli eder."

Yerini, yanını belli etmek de bir adalet işlemi: İşlemediğin suça da ortak olabileceğin için, işlenmiş suçlarda yerini belli edersin; işlenmiş olan suçlarda... Nemrut ateşine su taşımak da mümkün olmayabilir, ama hiç değilse odun, benzin taşımazsın. 


*
Demişler ya karıncaya "Sen mi tutacaksın üstümüze çöken bu koca binayı?" Demiş ya "Binayı tutamasam da üstüme düşeni tutarım."

Adalet, bir çaba, bir arayış, bir ısrar. Anayasa Mahkemesi'nin bilmediği şey. Ateşe su dökmek yerine benzin döken mahkemeler. Çöken binadan üstüne düşeni tutmak yerine o binaya balyoz vuran mahkemeler. Bir de karınca mahkemesi var. Güce karış zayıfsa da, gücün zayıf düştüğü, düşebileceği yeri de gösteren.
Platon'dan öğrendiğimize göre Sokrates, "Adalet, bir toplumda herkesin üzerine düşeni yapmasıdır" dermiş. Adalet bir yüktür o halde, taşınması gereken bir yük, üzerimize düşen. Karınca ve Sokrates böyle öğretiyor. 



*
Demişler ya karıncaya, "Bu topal ayakla mı varacaksın Hacc'a?" Demiş ya: "Varamasam da yolunda ölürüm."
Hacc yolunda ölmeye aday çoktur. Daim. O yolda "karınca" taklidi yapmak da yaygındır, daim. Karınca olmak, sadece karıncanın işidir. "İnanç" ticareti eşliğinde Hacc'a uçaklarla sefer üstüne sefer yapanlar, orada küresel devasa fonların nemalarıyla boğuşanlar, ne bilir topal karınca inancını? 




*
Şiirde karınca sadece sultanların didaktizmiyle yer almaz elbette; şairin karıncası biraz başkadır, Birhan Keskin'in:


KARINCA

Ruhumdaki sabır, kalbimdeki aşkla kurdum 
kor dantellerden bu yolu, ormanın altına 
yeter ki oku onu. 

Senin gördüğün ağzımın kenarında duran dua, 
ben ayaklarımın altındaki toprağa, döktüğüm 
gözyaşına inandım. Öyle uzun ki dünya; 
katlanmaya, kıvrılmaya, açılıp çarşaf olmaya. 
Mümkündür yol yapmaya bir ömür, yol almaya. 

Ah! yine de yolumdaki kederi kimse bilmesin, 
büyüsün, genişlesin, dolansın ömrümü; 
kapısı kapalı çoktandır, penceresi dargın. 

Kim anlayacak bu kor işaretleri? 
Kimsenin dilinden okunmasın içimde ufalan. 
Ovada ve dağda saklı bir mavi için 
düştümdü yola. Benim de yaban bir çığlığım vardı, 
çok zaman oldu, teslim ettim onu rüzgara. 

Kışa girdik kıştan çıktık 
ama değişmiyor insan 
karınca duası diyorlar ördüğüm yola..


(Şiir, o müthiş "Yeryüzü Halleri" kitabından. Şairin beş kitabının toplandığı "Kim Bağışlayacak Beni" adlı kitabında da var, Metis Yayınları)












......................


Karınca'nın devamı da var, okumak için tıklayınız: MEŞKLER (2) Karınca Mahkemesi ......................






MEŞKLER, düşünce temrinleri. Söz temrinleri. 
Genellikle esrik haldeyken yazıldılar, rakı, bira, şarap, söyleşi, 
doğa temaşası ya da rüyaların yarattığı haller içindeki 
söz ve sözcüklerin kaydı... 
Silik, soluk, sıkıcı, kof görünen yanları bundan; 

0 yorum:

Yorum Gönder