25 Ağustos 2014 Pazartesi

MEŞKLER: Az, azlık, azınlık...


Herkesin tanıdığı ilk azınlık kendisidir.
Şaşırıyorum, her insanın bir göçmen olduğunu, doğduğu eve yabancı olarak geldiğini ve orada uzun, çok uzun süre bir azınlık olarak kaldığını nasıl düşünemez insan?

Dil değiştirmek, dünya değiştirmektir de. Çocuk dilsiz doğar, bir yabancı, bir azınlık olarak gelir aileye. İlk azınlık. Herkes azınlıktır aslında doğduğu anda. Yavaş yavaş dünya ona, o dünyaya işler. Ama ikinci kere dilsiz kalmak ağır, çok ağır. Derinin bedenden çekilmesi gibidir dilin zihinden çekilmesi.
Türkiye’de üç ‘azınlık’ var, devlet onları hep daha azaltmak için uğraştı. Birini kırdı geçirdi. Soykırım. 1915. Birini dünyayla anlaşıp değişti. 1924.
Ama üçünden ibaret değil. Şu son günlerde ağır saldırı altında olan Êzîdîler, azınlığın azınlığı. 1915’te ne çok aktı kanları.

Azınlık deyip, azınlıklara karşı suçları konuşunca, “çoğunluk” derdi çıkar. En büyük azınlıktır o da aslen ve tüm azınlıklar gibi azınlıklar çıkan içinden. Fakat “çoğunluk”, azları daha da azlaştırma arzusuyla donatılıyorsa ne olur? Şu mu: “Azınlık” bulabildiği kadar azınlık yer, bulamadığında, kendinden bir bölümü ayırır yer.
Göçmenlik, bir azınlık oluş yolu, kaynağı. Peki kim göçmen değil? Sadece iki dünya arasındaki göçten değil. Cennetten kovulmadan da değil sadece. Herkes bir yerden bir yere göçer. Var mı çaresi?

Suriyeliler, yeni azınlık. Boylarının ölçüsü veriliyor o yüzden, hadlerini bilmeleri için hadleri bildiriliyor. Mükerrer: Kim azınlık değil ki? Kim göçmen değil ki? Suriyelilere saldırılar korkarım organize...  Hep aynı yalanlar, hep aynı usuller... Eyvah…
"suya zehir katma, çocuklara kötülük etme..." Saldırılacak azınlık ya da yabancılara yönelik bin yıllık yalanlar... Acil akıl gerek.
Peki nerede o akıl? Devlette? Toplumda? Toplumun içindeki kurumlarda?
Toplum, bir şiddet organizasyonu değil mi? Şiddetle kurulur, şiddetle yaşar, şiddetle dağılır. Üç şiddet de kurbanları sever. Geleneksel kurbanlar: Yahudiler, Çingeneler… Bin yıllık kurbanlar. Ermeniler, Rumlar yüz, bilemedin iki yüz yıllık kurbanlar. Kürtler, yakın zamanın kurbanları.
Eski kurbanlara karşı yapılan talimler, yenilere uygulanıyor. Suriyelilere: Topluma katılma, ekonomiye katılma, siyasete katılma hakları, eskilere yönelik kurbanlaştırma stratejileriyle engelleniyor. Zulüm bir ders, bir eğitim.

Mahçupyan'ın 'Azınlıkların en hakiki sınavı' yazısı ürktücü. Siyasette 'samimiyet'e davet, itaate davetten de tehlikeli.
'Samimi azınlık' lafını evirip çeviriyorum., aklım almıyor: İş azınlıkların 'içlerini dökmesi' olunca, 'itiraf kabul makamı' aramaz mı göz?
Laf, 'Çoğunluğu samimiyete davet etmek' olsa da saçma olurdu. Az ya da çok, bir 'cemaat'in samimi davranmasını istemek kötü peygamberlik.

Herkesin tanıdığı ilk azınlık kendisidir.

...........................................................

MEŞKLER, düşünce temrinleri. Söz temrinleri. 
Genellikle esrik haldeyken yazıldılar, rakı, bira, şarap, söyleşi, 
doğa temaşası ya da rüyaların yarattığı haller içindeki 
söz ve sözcüklerin kaydı... 
Silik, soluk, sıkıcı, kof görünen yanları bundan; 
göze, kulağa, akla hoş gelen yanları varsa yine bundan... 





0 yorum:

Yorum Gönder