24 Mart 2014 Pazartesi

Gösterilen Yollar


Durmadan yol gösteriyorsunuz bana: Yola çıkan yol, düze çıkan yol, dağa çıkan yol, denize çıkan yol, kurtuluşa çıkan yol... hepsine giden, hepsinden dönen yol.

Kendi yolunuz bu, evet. Yoksa nereden bileceksiniz bu kadar iyi? Evet diyorsunuz, biz de bu yollardan geçip geldik, dönüp geldik--bu yollardan gelinip gidilir.

Oysa, dinlesem de sizi yürüdüğüm yol nasıl sizinki olacak? Ayak izlerinize tek tek basarak yürüsem de, hiç şaşmasam da sözlerinizden, pusulalarınızdan. Gözlerim sizin gözleriniz değil ki. Dilim, ağzım, sözlerim sizin değil ki. Ve ayaklarım sizin ayaklarınız değil ki... Bedenim sizin bedeniniz değil ki... Nasıl benim olurmuş sizin yolunuz ki, ben siz değilken?

Biliyor ve görüyorsunuz bildiğiniz ve gördüğünüzü. Bilinize, görünüze göre oluşmuş hepsi, yediğinize, içtiğinize, başınızı okşayan ele göre, sırtınızı okşayan ele... Ne okşarken aynıydı o el, ne vururken, ne başımız aynıydı, ne sırtımız, dinlesem de sizi, anlasam da sözlerinizi, o yol benim yolum değil. Bir yolum yok evet ve evet, sadece bir yolum yok diye uyamam sizin sözlerinize.
Başka sözler gerekli, sizin bilmediğiniz. Benim de bilmediğim. Başka yollar gerektiği gibi. Ne benim bildiğim, ne sizin.


0 yorum:

Yorum Gönder