7 Ekim 2013 Pazartesi

İki Gezgin



İki gezgin öykülerini aktarıyordu birbirine:

- Hiç susmayan insanların ülkesinden geldim, ne şafakta, ne yükselirken gün, ne akşam inerken, ne de gece... Nöbetle uyuyorlardı, konuşma kesilmesin diye.
Uykuda konuşmayı öğrenenler bile vardı, en saygınlar sınıfına giriyordu onlar.
Sesleri kaydeden türlü aygıtlar icat etmişlerdi, her ihtimale karşı. Sessiz tek köşe bulmak imkânsızdı. Niçin böyle davrandıkların sordum, günlerce anlattılar, hep bir ağızdan...
Hiçbir şey öğrenemeden döndüm. 
Yok, belki tek şey öğrendim: Anlatmak için susmak gerekir daha çok.

- Seninki kadar ilginç mi bilmem, ben de hiç konuşmayan insanların ülkesinden geldim. Dilsiz sandım önce herkesi. Sonra işaretleri kollamaya çalıştım. El, kol, kaş, göz, her işareti, kıpırtıyı bir anlama yordum.
Sadece bakıyor ve yapıyorlardı. Hiç yanıt alamadım sorduklarımı, ısrar kâr etmedi.
Hiçbir şey öğrenemeden döndüm ben de. Belki benim de susmam gerekirdi, sonradan düşündüm, anlamak için.

1 yorum:

Yorum Gönder