23 Eylül 2013 Pazartesi

MEŞKLER-Mezopotamya

"Mezopotamya üç ırmaktır" dedi. 

"Üç ırmak, kurban. İkisi dağlardan doğup önce birbirine, sonra denize akar. Biri damardan toprağa."


*
Üstümüzde şimşekler. Kovdukları tanrı donunda, öldürdükleri, camekanlara gömdükleri.
Yok olmamızı istemiyorlar. Hayır. Başarabilirler bunu kolayca. Dönüşmemizi istiyorlar. Dönüşmemizi, olmadığımıza... Dönüşmemizi, bilmediğimize... 


*
Adımızdan başladılar değiştirmeye. Tanımadık bir daha kendimizi, uyku bastırana kadar. Uyanınca bildik, yabancıyız biz, uyuduğumuza da uyandığımıza da... 



*
Geceyi sarınıyoruz, gecelere yayılan zulümlere karşı. Gündüzü, gündüze yayılan... 

*
Düş göremiyoruz onlar geldiğinden beri. Çok sonra fark ettik bunu ama çok.
Baştan sevindik de, yorucuydu düş görmek, korkutucu da bazen. Öyle ya, her zaman doğru sonucu çıkaramıyorduk düşlerimizden, en bilgelerimiz bile. Düşsüzlüğün ama yorulacak bir yanı yoktu. Sanki başka birinin düşüne girmiş, orada unutulmuştuk. 

*
Doğruyu, yanlışı, yazı, kışı söylüyor bize, yeni gelenler. Dedikleri gibi de oluyor her şey. Güneş dedikleri zaman doğuyor, ay bulutlanacak mı biliyorlar, yağmur kaç gün sürecek, ırmak ne zaman yükselecek, ne zaman kuruyacak çay. Biliyorlar ve söylüyorlar da bize.

*
Şimdiyse korkularımız çoğalıyor iyice, düş diye bildiğimiz artık, sadece onların gösterdikleri, söyledikleri. Görmediğimiz düşler günlerimizi kaplıyor sanki. Sığırlar göçerken akbabaların çoğalması gibi, kaplaması gibi göğü.

*
Kimimiz "Ya giderlerse bir gün" diyor, korkulacak bir şey gibi. "Daha gitmezlerse" diyor kimimiz, "Akbabalardan başkası kalmayacak ağaçlarda, havada." Ekliyor kimimiz: "Ruhumuzun göklerinde kalmadığı gibi."

*

Yaşadığımızın kanıtı, derin sızı. Yaşadığımızın kalıtı.
Ve hüzün, yaşayacağımızın bilgisi.

0 yorum:

Yorum Gönder