9 Haziran 2013 Pazar

MEŞKLER: Nedir bu AVM aşkı?


Bu AVM aşkının bir anlamı olmalı. Alışverişin değil, çünkü alışveriş için AVM gerekmez, alışveriş eskidir, çok eskidir, çok işe yarar, alış verişi öğrenmek, savaşmamayı öğrenmektir biraz da, binlerce yıllık bilgi. O halde AVM bir alış veriş yeri olarak önemli değildir o kadar da, başka anlamı olmalıdır. Son zamanlarda yapılan AVM’ler isimlerinin yanına bir “YAŞAM”ı ekliyorlar. “Alışveriş ve Yaşam Merkezi.” Yaşam’la ilgili bir şeyler var o halde orada. Hayati bir şeyler.


Nietzshce’nin öldüğünü ilan ettiği tanrı, kapitalizmin boğduğu tanrıydı. İncil’in değil de, bir tarihe ve bir mekâna sahip, özelleştirilmiş, egemenlik aygıtına ortak edilmiş Batılı Hıristiyanlığın. Foucault’nun öldüğünü bulduğu insan da bu tanrının insanıydı. Tanrısını öldürmüş insan. Kapitalizmi doğurabilmek için tanrıyı öldürmek gerekiyordu, ölmüş bir tanrıyla devam edebilmek için de kapitalizmin ipine sarılmak. Sıkı sıkı.
Bu tanrısız ve insansız parantezin içindeki toplum, konuşmak bile gereksiz, zaten ölü olmalıdır. Can çekişmesi de bitmiştir. Kapitalizmin ilk öldürdüğü tanrı, ikinci öldürdüğü insansa üçüncü öldürdüğü toplum o halde. Fakat, bitmiyor burada: Cinayet devam ediyor. Kendi ölümünü temas ettiği başka toplumların ölümünün teminiyle sürdürüyor. Emperyalizmin en asıl tarifi. Kapitalizm ölümün yürürlüğüdür. Tanrının, insanın ve toplumun ölümü. Emperyalizm yasasının yürürlük alanının büyütülmesi, doğuya, kuzeye, güneye ve batıya doğru; ve yeniden ve yeniden… Bir de kendi üstüne.

“Neo liberalizm”, emperyalizmin sadece dışa açılması değil, kendi toplumuna da yönelmesidir. O yüzden kendi toplumu da bir savaş düzeneğine göre şekillendirilir; neo-liberalizm, kendi toplumuna düşman çete devletlerini yıkmak yerine, onların düşmanlık ilkesini kendi yönetimine katar. “Sana düşman, bana düşman” toplumudur. Sadece “yandaki arsayı” istemekle yetinemez artık, yandaki ruhu, yandaki aklı da ister; çöpe atmak için de olsa.

Alışveriş merkezlerine gidenlerin yaptığı alışveriş, asıl alışverişin sadece köpüğüdür. Asıl alışveriş ise oraya gitmenin bir arzu bile olmaktan çıktığı anda başlayan alışveriştir: Kendi yaşamlarının kurban edilmesiyle sağlanan kazanç, bu sunaklarda harcanacaktır. Başka bir işe yaramayacaktır artık o kazanç, başka yerde geçerli olmayan zavallı bir güç. Alışveriş merkezleri, tanrısız, insansız ve toplumsuz kapitalist kabusun mabetleridir. Buralarda söz konusu olan ne mal-para-mal döngüsüdür, ne para-mal-para döngüsü. Buralarda söz konusu olan, çalışan-harcayan-çalışan da değildir, hatta harcayan-çalışan-harcayan da değil; iki adım sonradır o: Harcanan-harcayan-harcanan. İç-sömürgeleşme: Tek hedefi ticari olan bir alanın yaşamın tek alanı olması. Yaşam ticareti, yaşayanın hiçbir kârı olmayan.

Çarşının ölümü, cadde ve sokağın ölümüdür. Alışveriş merkezleri, caddesiz, sokaksız kentlerin tüketim mabetleridir; buralarda tüketilen insanın kendisidir.

Esnaf, “Ayağınız alışsın” derdi esnafça güzellik yaptığında müşteriye. Alışveriş merkezleri bir şeyinizin alışmasını beklemez, ayağınızdan, elinizden önce alışmışsınızdır oraya. Çarşısız, sokaksız, caddesiz, meydansız, parksız kente alışarak.

AVM çılgınlığı, basit bir “rant” hesabı değildir, hızlandırılmış kapitalizm kurudur.
Neo-liberalizme iman etmişlerin kudret bulup iş başında olduğu toplumlar, tanrıyı, insanı ve kendisini öldürür, işkenceyle: Ya öldürmüştür, ya öldürüyordur ya da öldürecektir.


MEŞKLER, düşünce temrinleri. Söz temrinleri.  
Genellikle esrik haldeyken yazıldılar, rakı, bira, şarap, söyleşi, 
doğa temaşası ya da rüyaların yarattığı haller içindeki 
söz ve sözcüklerin kaydı... 
Silik, soluk, sıkıcı, kof görünen yanları bundan; 
göze, kulağa, akla hoş gelen yanları varsa yine bundan...

0 yorum:

Yorum Gönder