1 Haziran 2013 Cumartesi

EYLEM MEŞKLERİ: Çok ders var bu beş günde


Beşibiryerde günün kayıtları-notları.
Bunlar kayıt-not,
fikir değil, fikir arkadan gelir ya, içindeyken düşünülecek gibi olmayan günler için özellikle doğru bu, hep arkadan gelir fikir,
eylemin çocuğu olarak; bir zamanlar atası olduğu eylemin çocuğu….
(Mükerrer ama...) Neoliberal otoriteryen muhafazakârlığın toplum tasarımı, bir savaş tasarımıdır. Biber gazı stokları, örneğin, sadece Türkiye’nin bir güvenlikte israfçılığı değildir; İngilizler de, Amerikalılar da bu türden “yurttaşa yönelik çatışma”ya hazırlık için çok ciddi paralar harcıyorlar. Neo-liberal çetelerin arzuladığı yeni dünya düzeni, içerde-dışarda savaş düzenidir. Kentsel dönüşüm, kentin gelecekteki çatışmaları da düşünülerek yürütülüyor; Türkiye'de de daha önce yapan o ileri mi ileri ülkelerde de...


BATI’DAN SANA DELİL OLMAZ

Batı’da ne hukuksuzluklar var, dedi başbakan. Haklı. Guantanamo bile bütün bir hukuk sistemini palavra çıkarmaya yeter de artar bile.
Evet, ama, aması var ve şu:
‘Lâ misâle bi-sui’l-emsâl’ mecelle'de: sui misal emsal olmaz. Zamane diliyle: kötü örnek, örnek olmaz. yani: Batı hukuksuzluğu seni aklamaz. Beni de, onu da…

‘HUKUK’A KARAR VEREN KİM?

"Hukuk dışı eylem yapma, yoldan geçenlere zarar verme hakkı yoktur." (Malum, başbakan sözüdür.) E anlaştık, söyleyin polise çekilsin! 

Çünkü, çünkü “hukuk dışı eylem” öyle kolayca saptanacak bir eylem değil, sanıldığının aksine. Çünkü idarenin, otoritenin “Bu hukuk dışıdır” demesi eylemi hukuk dışı yapsaydı, “hukuki eylem” aslında imkansız eylem olurdu. Çünkü, eylemin hukukiliğine karar verecek kişinin egemen kişi olduğunu söylemek, politikanın ne olduğuna da onun karar vermesini söylemek olur. Yani politikadan vazgeçmek. Politikadan ve eylemden.

Ama hukuksuzluklar var, biri yeterli, kıyıda köşede kıstırılıp dövülen, sakatlanan yurttaşlara yönelik şiddet bir yana, o çadır yakmalar vardı ya, işte onlar bir hukuk sistemini yoklukla malul kılacak kadar ciddi bir ihlal, bir hukuksuzluk. Eylemci veya değil, yurttaşa ait malı polisin imha yetkisinin “hukuki” olduğunu kabul etmek, toplumun tamamen yakılmasının da hukuki olduğunu kabul etmek olur.


ŞU DAYATMA MEVZUU

"Çoğunluğun azınlığa dayatma yapmasına bugüne kadar kabul etmedik." (Malum, başbakan sözüdür.) Uzatmaya gerek var mı? Ne tuhaf, sadece kendi tabanına yönelmiş bir kendine güvenin sözü bu. Şöyle sormalı: Yani, efendim, boğazdaki o yeni köprüye Yavuz adını koymak “azınlığa bir dayatma” değildi, Aleviler başvurup istedi, di mi?
Arınç’ın, “Gazlı müdahale yerine ikna edici çalışma daha iyi olurdu” demesi ne tuhaf.
Arınç'ın dediği “ikna edici çalışma” dediği şey var ya, hah, işte “müdahale edilen” bu eylemler o kategoriye girer, iktidarları demokrasiye ikna etme çalışmasına…

SERBEST VEZİN

Acaba son söz hangisi olur: o son gazı sıkmayacaktık... O son yalanı söylemeyecektik... O son hakareti yapmayacaktık... O son yasağı...

**
Olay Yokmuş gibi yapınca yok olmuyor ki muhterem. Hani demokrasi varmış gibi yapınca var olmuyor ya!



BİR AĞAÇ GİBİ MARJİNAL
Gezi Parkı’ındaki eylemli nüfusu dışlamaya yönelik resmi ağızlar, aynı teraneyi tekrar ediyor: “Marjinal, ideolojik, biz onları biliyoruz.”
Ne diyelim? Evet ağaç marjinaldir, dozer asal ve meşru. Sizin kadar haklısını görmedim, çok haklısını gördüm de…
“Gelinen yer ideolojik.” (Başbakan sözüdür, yine) Sanki gidilen yer parapsikolojik!


UZLAŞMACI MUHALEFET-PAZARLIKSIZ MUHALEFET

Taksim'de miting-eylem yasağı vardı ya, hani "demokraside olmaz diyorsak olmaz" diye savunulup sunulan, o artık bitmiştir.
En azından bir günlük, ama uzun bir gün olacak gibi duruyor bu. Pazartesiden cumartesine nasıl tek gün gibiydiyse, öyle uzun ve tek gün.
Aslında bir yanıyla da 1 Mayıs’ın devamı gibi değil miydi zaten gün? Örgütlü, sendikalı “uzlaşmacılığın” çöktüğü günün, örgütsüz, kendiliğinden, dağınık(-iyi ki-dağınık) eylemliliğin yükseldiği gün olarak devamı. İkincisi, "uzlaşmacı"ya karşı, pazarlıksız adıyla anılmalı. Pazarlıkçıya da karşılık. 

Sıkıştırıp "anlaşacağınız" kimse yoksa, baş etmesi güç bir şeyle baş başasınız demektir. 

Peki CHP-ulusalcılar-ergenekoncular-darbeciler lehine mi yazılacak olan biten? Bugün, salıdan cumartesiye tek gün olan bu beş gün, onlara ya da işte herhangi bir sol örgüte mi yazılacak? Pek değil. Meydana-alana-parsa toplamaya sonra gelenin kim olduğu önemli değil.

Polis gidince CHP’lilerin mitingden gelip meydanı doldurması filan, en fazla AK Parti’ye bir nefes aldırır. “Normal” muhalefete işi yıkıp rahatlama nefesi. Ama mesele “sonrası”nda değil ki, mesele o beş günün içinde. Çok düşünmemiz, çok konuşmamız gerek o günü, o tek gün gibi olan beş günü. 

Çünkü sokağa çıkmayı öğrenmek, eve dönmemeyi öğrenmek, sokakta kalmayı öğrenmek, korkmamayı öğrenmek, örgütsüz ama amaçlı hareket etmeyi öğrenmek, örgütsüz ama amaçlı ve tek başına ve yanındakiyle hareket etmeyi öğrenmek, kaçmayı ve dönmeyi ve tekrar kaçmayı ve tekrar dönmeyi öğrenmek…

Çok ders var bu günde, bu 5 günde. Aslında bir gündü bu beş gün. Beşibiryerde gün…

"Tahrir" kıyasları var ya, düşünmenin değil düşünmemenin ürünüydüler gördüğüm tamamı; düşünmeye değil, düşünmemeye çalışanlar için verimli sonuçlar verir böyle gizli hınçlar, açık hınçlar içeren kıyaslar, başkasına değil. 

**
Timur'un sözüdür: "İdare ya ilimle olur, ya zulümle. Bizde ilim yoktu."
Eklemek lazım elbet, idarenin zulümden başka ilmi de yoktur. Sadece bizimkinin değil, hepsinin ilmi bir tür zulümdür. “Siyaset”i düşünmek, “zulmü” düşünmektir bir yanıyla hep bu yüzden....

0 yorum:

Yorum Gönder