30 Kasım 2012 Cuma

MEŞKLER: Yoğurt, barış ve gizli mahkeme



Barış içinde yok olunmaz.
Barış içinde bir arada yaşama başarılmamış bir iş değildir; tüm çatışmalara rağmen birçok toplumun barış içinde bir arada yaşam örneği oluşturduğunu söylemek mümkün, hem tarihte hem bugün. Fakat barış içinde yok olma mümkün değil. Kimseden barış içinde yok olmasını isteyemezsiniz. İsteseniz de başaramazsınız.
Bir ülkedeki birçok sorunun aslı budur:
Devlet, muktedirler heyeti, birilerinin var birilerinin yok olmasını isteyebilir, birilerinin artık olduğu şey olmamasını isteyebilir, sorun çıkarmadan, zorlamadan. Çoğu zaman da ister zaten, zaten devlet bu isteklerin tamamından ibarettir bir yanıyla.

Ya mahkeme de gizliyse.
Gizli tanık tuhaf bir müessese. Çok tuhaf.
Kullanılışına bakınca, bir distopyadan alınmışa benziyor. İnsan korkuyor, sadece tanığın değil, yargıç ve savcının da gizli olduğunu düşünüyor.
Sahiden, gizli yargıç ve gizli savcı mümkün mü? Karşımızdaki savcı ve karşımızdaki yargıcın –ya da yargısal dile uyum içinde söylersek karşısına çıktığımız hakim ve yanındaki savcının- gerçek savcı ve gerçek hakim olmama ihtimali olabilir mi?
Orada, karşımda, bana sorular soruyor, benim için başkalarına sorular soruyor, dinliyor ve sonra bir karar veriyor. Her şey gözümün önünde, fakat ben onun asıl yargıç ve asıl savcı olduğuna inanamıyorum.
Yargıya güvensizliğin en uç ihtimali bu mudur? Peki bu sadece bir ihtimal midir? Tüm duruşma salonunun ben, sanık, suçlanan hariç bir dekor olması, işte kürsünün, barın dekor, yargıcın savcının maket olması sadece bir ihtimal midir?
Korkarım değil.


 Yoğurt mu dedin?

Her yiğidin bir yoğurt yeme tarzı varmış ya, ben yüzüme gözüme bulaştırarak yemeyi seviyorum. Sözlerimin karışık göründüğü yerlerde bunu hatırlayarak beni bağışlarsanız, sevinirim.

0 yorum:

Yorum Gönder