20 Temmuz 2012 Cuma

Yürüyüşler 8


Yürüyorum. 
Kent bana yazıyor.

                                                             Bende yazıyor. Beni yazıyor. 
Böyle böyle yazmış

                                                             oluyorum ben de, 
yazılırken yazılırken...



Ak göğüslü ebabiller uçuyor başımın üstünde, ıslık çalarak. Aşağıda otomobil ırmağının hırıltıları.
**
İçime doğru yürüyorum. Kapanıyorum, tostoparlak. Böcek. Kirpi. Tosbağa. İlk hücrede mi çizildi yazgı? Ne kaldı bize oradan? Belki biz ilk hücresiyiz bir başka geleceğin—belki son, yine bir başka… 


Geçmiş, gelecekle değişen bir şey, onu yaptığı kadar onunla yapılan, bilirsiniz: açıklamaya gelmeyen daima sadece şimdidir—asla zaptedilemeyen, düşünülemeyen, kaydedilemeyen.
**
Saçlarımın yuvaları olduğunu düşünüyorum ebabillerin. Kırlangıç ıslığı zaman. Sonsuza kadar uçacak gibiler. Sonsuza kadar tek an-da gibi. Sonsuza kadar kalacak gibiyim. Sonsuz—düşüncenin bir tesellisi, tanrıya tahammül edemeyen düşüncenin—tanrısız tahammül edemeyen düşüncenin. Hem tanrıyı, hem tanrısızlığı yüklenmiş düşüncenin.
İnsan sadece kendisinden ibaret olsa, hepsi kolay ve tam olurdu: İnanırdı ve inanmazdı. Oysa benim inancım, senin inançsızlığınla -ya da tersi- anlamlanabiliyor hâlâ, sadece
Kırlangıç sadece kendisidir. Kısa, şahane bir uçuştur kırlangıç—uzun mu uzun bir cümle, ilk hücreden bugüne…
**
İnanç, inansızlığın şartı! İnançsızlık da inancın. Hiçbir zaman mutlak inançlı olmadı, hiçbir zaman mutlak inançsız olamayacağı gibi.
Aslında var: Mutlak inançsızdır tanrı, hiçbir dinde, hiçbir anlayışta, hiçbir mitolojide, bir şeye inanan bir tanrı yoktur.

**
Gök aslında okyanus, hızlı balıklar ebabiller, biz dipteki batık.
**
Birbirini sevmeme, sevmeden daha derin, etkili dikkat-özen gerektiren bir temas biçimi. İnanmama da inanmadan daha derin, etkili, dikkat-özen gerektiren bir hal. Sevmemeye çalışarak sevmemezlik etmeyiz. İnanmamaya çalışarak inanmamazlık etmeyiz. Sevmemeye çalışan sevmekten, inanmamaya çalışan inanmaktan kaçamaz: Sevmez gibi, inanmaz gibi yapabilir, ama kaçamaz. Sevmeye ve inanmaya çalışan da aynı imkânsızlıkta yaşar.
**
Nefes aldığınız an hayat sonunu ilan etmiştir. Kırlangıç ne bilir ne düşünür ama yine de o bir bilme ve düşünmedir: Uçar ve ıslık çalar, uçar ve ıslık çalar, uçar ve…

**
İnsan henüz doğmamıştır.

**
Bir göl dadandı bana
Batığı yanı başında batığımın.

Bir balık
Üzgün mü öfkeli mi
Anlaması zor
Bir balık dolaşıyor başımın üstünde

Eski zamanlara doğru yaşıyor göl
Balığın içinde süzülmediği zamanlara

İkimiz de daha eski değiliz
İçimizdeki batıktan

**
Konuşmak, dinlemek, yazmak istemiyorum. Bakmak istiyorum, boş-luğa: ama her yer dolu, bir ben, bir kadehim boşalıyoruz
                                            -yavaşça yavaşça
Bir başka boşluk doluyor bununla

.............

Devamı değil. Öncesi de değil. Ama bunlar da var:







0 yorum:

Yorum Gönder