12 Haziran 2012 Salı

MEŞKLER-Burjuvazi, özgürlük, devlet, adalet vs.


MEŞKLER, düşünce temrinleri. Söz temrinleri. 
Genellikle esrik haldeyken yazıldılar, rakı, bira, şarap, söyleşi, 
doğa temaşası ya da rüyaların yarattığı haller içindeki 
söz ve sözcüklerin kaydı... 
Silik, soluk, sıkıcı, kof görünen yanları bundandır; 
göze, kulağa, akla hoş gelen yanları varsa yine bundandır... 




Kral, televizyonu açtı ve üzüntüyle vezirine döndü:
"Nasıl olur! Benim bile bu kadar soytarım yok!"

**



Burjuvazi kavramı öldü mü? Proleter öldüyse öldü diyecekler çoktur. Elbette o da ömürlü bir kavram, ölmese de dönüşecek. Genel çıta, “ezilenler” ve “ezenler” ya da “egemenler” ve “bağlıları”na gerilemek mümkün her zaman.
Ama ölmemiş gibi iş görmekte bir sakınca yok; hala işliyor, yerine oturuyor çünkü.
O halde fazla dertlenmeden söyleyelim:
Burjuvazide ifade özgürlüğü iki halde mümkün: Eşit egemenler arasında ki buna kapalı toplantı diyoruz. Ve sözün değerini yitirdiği yerde ki buna kamuya açık her işi katabiliriz: Reklam, tanıtım, propaganda, sunum, parlamento nutukları, partilerin grup konuşmaları, televizyon programları… Son 300 yılın politik pratikleri, egemenler açısından, muhalif sözün değerini hiçleme, kendi sözünün değerini olağanlaştırma, doğallaştırma pratikleridir de. Bir egemenlik işlemi. Yeni medya düzenlemeleri, internet öncesi haliyle, zaten bunu önemli ölçüde başardı. Multimedya imkanları bunu başka bir uzaya taşıyor artık. Fakat konunun sadece teknik gelişmeyle ilgili olmadığını görmek gerek; teknik gelişme bir yanıyla politik arayışların, hedeflerin bir ürünü zaten. Bilimi tekniğe indirgemek bir strateji, tekniği satıp bilimsel bilgiyi saklamak gibi ve aslında izlerini belki de 5 bin yıllık bir süreç boyunca izlemek mümkün.
“Özgürlük”, kendi politik güç mücadelesinde burjuvazinin işine çok yaramış bir kavram, kendisi egemen olduktan sonra hızla niteliğini değiştirdiği bir kavram.
Burjuvazi açısından özgürlük, daima bir adaletsizliğin koşulu ya da örtüsü ya da haklılaştırması olarak var: Aslında üçü birden; o halde:
**
Adaletsizliğe yaslanmayan hiçbir burjuva özgürlüğü bilmiyorum.
**
Özal söylemişti, açık açık: Zenginleri severim. Hem geleneksel hem modern egemenlik haklılaştırma söylemlerine selam çakıyordu. Yoksul sevgisiyse “yoksul sevindirme” formülüyle ifade edilen İbrahimi dinsel auralı davranış tarzlarından biri. “Armağan ekonomisi”nin tam tersine döndüğü yerde bir tür duygu ekonomisi üretmeyle bağlantılı bir tarz.
O halde:
Zenginleri sevmek alçaklıktır. Yoksulları sevmek zalimlik.
**
“Tarafsız devlet”, “bütün toplumsal gruplara eşit mesafeli devlet”, “uzlaştırıcı devlet” türü kalıplar, ekonominin ele geçirdiği siyasetin, çıplak bir şiddet olarak geri dönmemesi için üretilmiş oyalayıcı müzakere pratiklerini onaylamak ve modern devletin egemenlik düzenini örtülemek için vurgulanıp duran boş kavramsal kalıplar.
Şöyle diyelim:
Kaplan ceylanla savaşmaz, yer. Kaplan ceylanla barışmaz, yer.
**
Ceylandan yana olmak akıllıca bulunmayabilir. Kaplan olmadan kaplandan yana olmaksa alçaklık değilse aptallığa girer, türsel aptallık.

Eskiden Batı gibi olmamak, emperyalist iştah hedefi olmak için yeterliydi. Şimdi Batılı gibi olmak istememek aynı işi görüyor.
**
Irkçı için tenin rengi neyse, burjuva için giysilerin markası da odur.

**
Muhalefet içermeyen her yazı, egemenlere bir iş mektubundan ibarettir.
**
Eski rejimin işkencecileri, "Neler yaptığını hala anlatmayacak mısın" derdi. Yeniler, "Neler yapabileceğimizi hala anlamadın mı" diyor.


 .......

 Ayrıca

Dikkat edin, solumuz pistir bizim!

MEŞKLER-İnsan, Yasa ve Özgürlükler

MEŞKLER-Şairler ve Zaman

MEŞKLER-Yürüyüş

MEŞKLER-Muhalif Osmanlı şairleri

ve

MEŞKLER-ESKİLER TOPLU HALDE








0 yorum:

Yorum Gönder