5 Haziran 2012 Salı

MEŞKLER-Adalet, yazı, hukuk, topluma yaramak


"Topluma yararlı kişi değilsin."
"Değilim belki, ama toplum kadar zararlı da değilim. Hele topluma yaramaya çalışanlar kadar zararlı hiç değilim."

Tekrar denemeli:
"Topluma yararlı bir kişi değilsin."
Cevap verilmesi gereken bir söz mü? Bir söz mü? Bir tehdit, daha çok. "Toplum da sana yaramaz bak." Zaten toplumun kendisine yaramasını isteyen, ona yaramaya, yaranmaya çalışır herhalde, bilemedim. Zaten "toplum" konuşmaz ki, onun adına konuşanlar olur. Toplum adına konuşmak, tanrı adına konuşmak gibi bir yetki; verenin değil, kullananın aldığı bir yetki. 



Tekrar:

"Topluma yararlı bir kişi değilsin."
Sıradan bir kavga sözü değil. Daha büyük bir kavganın aktüalize olmuş hali. Bir sözden çok bir parmak işareti. Sallanan bir parmak. Kiminle konuştuğuna bakmaz aslında, kim olarak konuştuğuna bakar. "Ben, biz, toplum olanlar, toplum adına konuşma kudretinde olanlar, sen, siz o kadar kudretli olmayanlara deriz ki: Ceza yakın."

-"Topluma yararlı bir kişi değilsin."
-"İnşallah! Toplum sizseniz..."


**


--“Ortada niye bu kadar çok soytarı var?”
--“Sanırım herkes kendisini kral zannettiği için.”

**

Kapitalizmin geldiği noktada, belki çoktan geçtiği bir nokta bu, suç-ceza aygıtı aslında şöyle çalışıyor; ben anlatmayayım da kral anlatsın, hünkar:

--“Pek yer kalmadı sultanım, insanları nereye sürelim?”
--“Kendi içlerine!”
**


Bilgi birikimiyle servet birikiminin birbirinden masum olmadığını hep tekrar etmeli. Yine hep tekrar etmeli: Bilgi birikiminin tek vergisi var, tek af imkanı: Muhalefet.

**
Niçin yazıyorsun? Niçin yazılıyor? Bilmiyorum, bilinemez de. Görünür neden bilinebilir ama görünür nedeni aşan bir şey yoksa aslında yazılıyor mudur, bilmek zor.

-“Niçin yazıyorsun?”
-“Mezarımı hazırlıyorum.”
**

En çok duyulan laf, giderek daha çok duymaya başladım: Hep iktidarın aleyhine düşünüyor, yazıyor, konuşuyorsun!
Kabaca, diyalog şöyle:
-"Ne yani, iktidarın hiç mi övülecek yanı yok?"
-"Onu bana sorma, efendilerle kölelerine sor, daha güzel cevaplarlar."

Tehdit ve rüşvet var bu sözde. Tehdit: İktidar o, insanı bitirir. Rüşvet: İktidar o, insana imkanlar sunar.

**

Yoksullar doğar, büyük, ölür. Egemenler dünyaya gelir, dünyanın nimetlerinden yararlanır ve en verimli çağında aramızdan ayrılır.
**

Medyanın işi olağanı olağanüstü, olağanüstüyü olağan göstermek. Bu yüzden durmadan saçmalar ve durmadan bağırır.

-"Evet sayın seyirciler, yaşlı adam yaz kış demeden, bu zor şartlarda zorlu bir yaşam mücadelesi veriyor."
-"Yok kızım, yaşayıp gidiyoruz işte de… Arada ayılar kovanları dağıtıyor.
**

Tarihe tanıklık etmek, masum görünüşlü bir kibir cümlesi; bir aldanış, çok kökten zihne yerleştirilmiş bir aldanış değilse.

-“Tarih önünde tanıklık eder misin?”
-“Hayır, taraf olmayı tercih ederim.”

**

Niçin yazıyorsun? Niçin yazılıyor? Bilmiyorum, bilinemez de. Görünür neden bilinebilir ama görünür nedeni aşan bir şey yoksa aslında yazılıyor mudur, bilmek zor.

-“Niçin yazıyorsun?”
-“Mezarımı hazırlıyorum.”

**

Akıl verme. Akıl verme arzusu. “Hey… sen!”

--“Hey sen! Bindiğin dalı kesiyorsun.”
--“Bir daha binmeyeceğim.”

**


“Hata yapıyorsun!”
Ne çok duyulan bir uyarı. Yok, her zaman duyulmuyor. Arkadan söylemek daha çok: “Hata yapıyor aslında!” Bir de yüze karşı toptan bağırma: “Hata yapıyorsunuz.” Son dönemin modası: “Sol hata yapıyor.”
Orhan Gencebay’a göndermek var elbette ama önce:
“Ortada çok hata vardı. Ben kendime ait olanı seçtim.”

**

“İnsan”lı cümleler var bir de. Tanrı katından gibidir kimi, kimi sözde bir demokrasi havasıyla, eşitler arasında birincinin ağzından çıkar.
“İnsan”la başlayıp da güzel olan sadece küfürle devam eden cümleler gibi geliyor.

**

“Büyük birader” çağındayız. Her yerde bir göz var. Sadece iki türlü baş edilebilir sanki bununla: Ya görünmemeyi, görünmez olmayı, belki de yok olmayı öğreneceğiz, ya da her şeyi göstere göstere yapmayı öğreneceğiz.

**

Yazılı hukuk kuralları, vitrin malzemeleri gibidir; hiçbir gerçek hukuk kuralı yazıya geçirilmiş değildir. Hukuk fakülteleri yazılıyı öğretme işini yapmaz sadece, yazısızları okumamayı da öğretir. Neticede ya bir esnaf (avukat) ya bir idare memuru (savcı) ya da bir göz bağcı/rahip yetiştirmektir onların maksadı.


**
Kapitalizmin erdemleri de yok değil. Tiksinme duygusunu canlı tutar.
Kapitalistlerin de erdemleri var, her fırsatta insan olmadıklarını kanıtlarlar.

**
Düşünmek. Daima sıkıntıyla ilgili. Sıkıntıdan kaynaklanır, sıkıntıyla sürer, sıkıntıyla sonuçlanır. 
Şöyle demeli: "Seni rahatlatacak bir düşünce mi arıyorsun? Bırak düşünmeyi."

*
Zulümde kıyas olmaz.
Zulümde kıyas yapanlar sadece zalimlerdir.

**


.......

 Ayrıca

Dikkat edin, solumuz pistir bizim!

MEŞKLER-İnsan, Yasa ve Özgürlükler

MEŞKLER-Şairler ve Zaman

MEŞKLER-Yürüyüş

MEŞKLER-Muhalif Osmanlı şairleri

ve

MEŞKLER-ESKİLER TOPLU HALDE


MEŞKLER, düşünce temrinleri. Söz temrinleri. Genellikle esrik haldeyken yazıldılar, rakı, bira, şarap, söyleşi, doğa temaşası ya da rüyaların yarattığı haller içindeki söz ve sözcüklerin kaydı... Silik, soluk, sıkıcı, kof görünen yanları bundandır; göze, kulağa, akla hoş gelen yanları varsa yine bundandır... 

0 yorum:

Yorum Gönder