9 Mayıs 2012 Çarşamba

MEŞKLER: Dikkat edin, solumuz pistir!



Neyzen Tevfik, bir meyhanede iyice güzelleştikten sonra, yetiştiği Yenikapı Mevlevihanesi’ne atıp tutmaya başlamış. Biri, “Ayıp ayıp” demiş, “Sen oradan yetiştin, utanmıyor musun dil uzatmaya!” Elcevap: “Evet, ben o kapının köpeğiyim, ister içeri havlarım, ister dışarı. Sana ne?” 

                                                                 ***

Solun kendisiyle, tarihiyle hesaplaşması gerektiği çok söyleniyor. Başka laflar da icat edilmiş durumda: Sol halkı bilmiyor. Sol Türkiye’nin yapısını bilmiyor. Sol dini bilmiyor. Sol dili bozdu. Sol asayişi bozdu. Sol kendini toplamalı. Memleketin sorunu solunun olmaması. Bize bir sol lazım. İyi bir sol. “Kötü bir solumuz oldu hep bizim” deniliyor, “Sağımız iyi, solumuz pis” deniliyor, özetle.


Evet, hepsi “doğru” bunların, mutlak doğrular! “Doğru”lukları sınanmış bilgi olmalarından gelmiyor, “bilimsel” ya da “düşünsel” doğruluklarla, hakikatlerle ilgisi olmayan zihni/dilsel faaliyet alanından gelen laflar bunlar. Politik mücadelenin söylem katındaki mevziilerden atılıyor bu laflar. Laf değil, zihinsel mermi. Zihinlere yerleşsin, orada benzerlerini üretsin diye. Orada alan mevzi kazanmak, köprü başlarını tutmak, meydanı doldurmak için.

İdeolojik harekat. Askeri, polisiye ve yargısal harekatın başlatıcısı, sürdürücüsü ve tamamlayıcısı olarak. 1 Mayıs 1977 etrafında çıkarılan söylemsel çıngar, bu ideolojik harekatlardan sadece biriydi. Ne “eleştiri”yle ne  de “özeleştiri”yle bir ilgisi vardı. Ne de tarih yazmak, yapmakla. 12 Eylül “parlamentoyu kapatıp hem sağa, hem sola kötülük yapan bir harekat” olarak aklandı ya, solkırım suçundan aklandı ya, şimdi sıra MC’yi aklamakta, değil mi? Nasıldı slogan: 12 Eylül’ü temizledik, sıra MC’de.

                                                               ***

Bu herzeleri, kendilerini “sağ” akım ya da konumlarda tanımlayanlar şevkle, şehvetle paylaşıyor: İktidar partisi ya da hükümet mensuplarından, iktidarı destekleyen ya de desteklemeyen isimlere kadar birçok kişiden duyuyoruz, duyacağız. Mesela, Taha Akyol periyodik olarak, yazılarının, televizyon nutuklarının bir yerinde söylemekten çok zevk alıyor bu sözleri. Tuhaf değil, “sağ”da konumlanmış bir söylem üreticisinin işi budur zaten. Kanaat önderi? Evet, “kanı” oluşturmak, yani bilgi görünümlü sözceler, lafzlar üretmenin önderlerine kanaat önderi demek doğru. Bunun olumlanan bir hal olması ayrı mesele. Şu kadarını diyebilirim ama: Kanaat önderi, bilginin kendisini de, imkanlarını da yok etme harekatının önderidir. 

                                                               ***

Tuhaf olan, “sol” toptancı başlığı altındaki bu sözleri söylemeyi sevenler arasında mebzul miktarda kendisini “sosyalist” olarak tanımlayan, bazıları hayli “bilgi”li ve şöhretli, yani etkili kişilerin oluşu. “Sol kendisiyle, tarihiyle hesaplaşmalı” diyen bir sosyalist, bu hesaplaşmayı başlatmış biri olarak kendi hesabını masaya koyar. Alıcısı, paylaşımcısı, tartışmacısı olsa da olmasa da. Tek başlık altında kimi geleneksel ideolojik konumlandırma icabı “sol”da olan düpedüz “sağ” isim ve hareketlerle mesafeleri çok büyük çeşitli sol bakışları tek torbaya doldurup duvara vurmaz. Çapulcu, baldırı çıplak, hain, dönek, paçavra türünden analitik sözlerle sol analiz-sol tartışma yürümez. Analiz, tartışma yürümez ama söylemsel kavga yürür. Mecburen. Meydan boş kalmaz.

                                                              ***
Kendisini “sol”da ilan edip nedense hep içeri havlayanların kuyruğunu çekiverelim gitsin.
"Bir zamanlar güzel işler yaptılar, saygınlar, değerliler" sözleri mide bulandırıcı bir saygı tarzı; taraf değişikliğinin bir hazırlığı değilse tabii. Ülkede kan akıyor, "Ama terör" diyorlar. Civanlar toprağa düşüyor, "Ama devletin kendini savunma hakkı" diyorlar. İşçiler sulara, ateşlere karışıp ölüyor, ocaklarda gömülü kalıyor, "Ama kalkınma, rekabet" diyorlar. İnsanlar evlerinden, mahallelerinden sürülüyor, "Ama imar, deprem" diyorlar. Çocuklar hapislerde işkence görüyor, "Ama eylemlerde çocukları öne sürüyorlar" diyorlar. Çocuk mezarlarının başında gözyaşı dinmeyenler var, "Biz de üzgünüz ama şiddet şiddeti doğurur" diyorlar. Ülke hapishaneye, hapishaneler zindana çevrilmiş, "Ama adaleti sulandırmayalım" diyorlar. Diller yasaklı... Dağa, suya, ateşe, toprağa zerre duyarlık göstermeyen ama "sol" başlığı altında her tür muhalefeti pislemeye çalışanların geçmişi bugünlerini mi kurtaracak?

                                                             ***
İktidar korkuyor. Bir buluşma ihtimalinden korkuyor. 12 Eylül'le yapılan temizliğin yetmeyeceğinden, kurulan temizlik makinasının yetmeyeceğinden korkuyor. Üniversiteliye bu yüzden vuruyor. İşçi hareketleri, sınıf haberleri bu yüzden derinden sansürlü. Kürt hareketi bu yüzden boğulmak isteniyor. Ekmeği, ırmağı (Bunlara bıraksan, Erzurumlu büyük yürekli küçük Leyla'ya, "Ekoloji hakkında ne biliyor bakalım? Doğa hakkındaki tahlili neymiş" derler) dağı, ovayı, dili, adaleti ciddiyetle savunmaya yönelenin tepesine bu yüzden biniliyor, gazla, copla, kelepçeyle, bombayla. Sol diye bir şey varsa, önce bu yıkım makinasının işlediği her yerde, bildiği her yolla durmasını çalışıyor olmakla vardır. Ya da yoktur.


Bu akıllı laf ebeleri sanılmasını istedikleri gibi "sol"da iseler, söyledikleri eksiklikleri gidermek için çalışsınlar, çalışanlara, dişle, tırnakla, kan revan içinde mücadele verenlere omuz versinler, değillerse sussunlar. İktidar lehine ideolojik harekatlara gözü kapalı katılanlar, bırakalım “saygın”lıklarını, lehine saydırdıkları kapılardan toplasınlar. Bir zamanlar iyi güzel işler mi yapmışlar? Yaptıkları kadarı yazılır, bir zamanlar yaptıkları kadarı ve bugün yaptıkları kadarı. Yazılır. Yazılıyor.
............. 



Ayrıca

MEŞKLER-İnsan, Yasa ve Özgürlükler

MEŞKLER-Şairler ve Zaman

MEŞKLER-Yürüyüş

MEŞKLER-Muhalif Osmanlı şairleri

ve

MEŞKLER-ESKİLER TOPLU HALDE

0 yorum:

Yorum Gönder