16 Aralık 2011 Cuma

Yürüyüşler-3

                                                                  Yürüyorum. Kent bana yazıyor.
                                                                  Bende yazıyor. Beni yazıyor. Böyle böyle yazmış
                                                                  oluyorum ben de, yazılırken yazılırken...







Emirgan, sahil. Bir aile. Anne, baba, iki çocuk. Sahile konulmuş dürbünle karşı kıyıyı izliyorlar. Işıkları. Kapalı gök. Göğü yaran ışıklar.
Dürbünle ışıkları izliyor bir aile. Zaten göze saplanan ışıklar. Göğü yaran spotlar. İstanbul, altımızdaki ırmak, üstümüzdeki ışıklı ağ.
Sadece alt sınıflar değil, orta sınıflar için de yoksul hayat. Dürbünle geceden artana bakıyorlar. Gecenin kabuğuna. İçinde yüzdükleri ağa.
İçlerine bakıyorlar aslında. İçlerine işleyen kente. Soğuk, nemli soğuk. İstanbul, nemi gibi işliyor içine insanın.

Kent, insanın içine işleyen şeyin adı. İstanbul iki kere işler sanki. Her yaka için bir kere. Dürbünde gece ne görünür? Çıplak gözle görülmeyen?
Gece yumuşak bir şal. Işıklar diken gibi. Soğuk geceden değil, ışıklardan sanki. Neye bakıyorlar, ciddiyetle. Daha uzağa, daha derine.
Dürbünün başından ayrıldılar. Çocuk telefonuyla müzik açtı. Ablası sesini ver diyor. Serdar Ortaç. Baba kızıyor. Anne kızıyor. Dürbünle baksam?
Korkuyorum bakmaya. Gece bir mercek gibi her şeyi büyütüyor zaten sanki. Bu yüzden mi kimse yalnız gezmek istemiyor. Gecenin merceğinden çekindiğinden?
Arkada Sütiş, Orga. Kalabalık ikisi de ama ıssız gibi. Küçükpazar'dan, Kumkapı'dan daha yoksul değil mi buradaki hayat? Yoksul değil de yoksun.
Herkesin arasından bir Boğaz mı geçiyor burda? O yüzden mi herkes bağırmaya hazır, sesini duyurmak için? Dürbünle bakıyor en iyi bildiğine?
Kentte yürümeye başlayınca kentin de içinizde yürümesine izin verirsiniz. Tanışmak da bu değil mi zaten? Hiç bitmedi İstanbul'la tanışmam.
İstanbul'un "medeni" yerlerinde konuşulanları duymazsınız. Görünmez bir koza, bir şeffaf film kaplıdır onlar. Kentli demek, kendisini, kendisinden olanı kozaya kapatmış kişi demek. Misafir sevmez kentli, kulak misafiri dahil.
Sayı arttıkça söz azalır. Biz oraya kent, ona da medeniyet deriz. Stadyumlar kentlerin anafikrini taşır. Herkes ayrı durur, aynı şeyi bağırır.
Emirgan sakinliği yordu. Gürültü gerekli. Söz azalınca gürültü iyidir. Söz olmayınca çok daha iyi. Gürültünün sözü var, henüz çözemediğim.
Duygulara güvenilen çağı gördüm, duygularla öğütülüp gitti. Sözlere güvenilen çağ, sözlerle. Şimdi gürültüye güvenilen çağdayız, gürültüyle öğütülüyor.

(16 Aralık 2011)

Devamı değil. Öncesi de değil. Ama bunlar da var:



YÜRÜYÜŞLER-6

0 yorum:

Yorum Gönder